Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Çok Düşünüyorum ama Yazamıyorum !

  Kendimizi bir şey sayıp Dünyaya hükmettiğimizi sanıyoruz ya biz insanlar ,cidden çok komiğiz.Bu komiklik içinde bile bir de başkalarını beğenmiyoruz eleştiriyoruz, kendimizi yüceltmeye çalışıyoruz.Bu yanlışı (eleştiri) çoğumuz yapıyoruz.Tabiki yanlışlar toplumsal ta da kişisel sıkıntılara neden oluyorsa eleştirilmeli ki düzeltilsin ama denizde sadece bir damla su misali hayatımızın içinde kendimizi derya sanıyoruz ya cidden komik oluyoruz.Düşünsenize 1cm yakınlıkla kavrulabileceğimiz biz düzen içerisinde, mekan üzerinde yaratılmışız ve kendimizi her şeyi yapabilecek büyüklükte sanıyoruz! Kibirleniyoruz ba ba ba kibre bak hadsizliğe bak..Yaratılmış birinin kibri kime ? Düzeni kurulmuş kusurdan münezzeh bir sistem içersinde şikayetler kime ? Beğenmemeler kime ? Yaratılmış diğerlerini beğenmemelerimiz kime ? Ya da sürekli kusur araştırmalarımız kime ?    Bu konuda bir zaman inşaallah tüm düşüncelerimi yazacağım...Aslında pc başına geçince yazmak istediğim konu ''Ağzı ola...

''İyi ki Doğdum/n''u Ömür Boyu Söyleyip/Söyletirim İnşaallah!

Daha dün köyde sek sek oynuyordum,ağaçlardan erik toplayıp yiyordum,çamurdan kap kacak yapıp fırında pişirim insanlığın ilk yerleşik hayata geçişine özeniyordum,gizli gizli komşunun fındıklarını yeyip sonra gidip helallik istiyordum,arkadaşlarım lastik giyiyor diye bir daha bana deri ayakkabı almasın lastik ayakkabı alsın diye anneme yalvarıyordum,askerdeki amcama inatla mektup yazıp onun bir sefer bile bana değil de hep abisine mektup göndermesine içerleyip mektuplarıma devam ediyordum, bazen gizli gizli komşunun bahçesinden muşmula topluyor çatlayana kadar yiyordum (sonra da olsun bu bahçe babamın dayısının nasılsa günah olmaz diye de kendimi kendimce temize çıkarıyordum) yazları camiye giderken mezarlıktan geçiyor ve mezarlara meyveler bırakıyordum onlar da yesinler diye,dedemin köy evinde ocak başında amcamın avladığı kuşları pişirip yiyordum/k, fındık toplamayı bahane edip babaannemin nefis yemeklerini yemek için yarış yapıyordum,arkadaşımla kuzinede patates pişirip afiyetl...

Takip Edilesi Bloglar! Bilginize..

Ara ara blog tanıtımı yapıyorum.Özellikle takip ettiğim blogları herkes görsün okusun istiyorum.Sizlerin de varsa özellikle takip ettiğiniz bloglar siteler sizler de paylaşın bizler de faydalanalım.Ben görünürde çok fazla blog takip ediyormuş gibiysem de eksiksiz yazılarını okuduğum blog/site sayısı sınırlıdır.Onlarda ana sayfamda görünüyor zaten.Onlardan bir kaçını burada yine yeniden paylaşmak istiyorum .Sizler de biz göz atın bakın haklı mıyım takip etmekte (ki haklıyım bundan şüphem yok ) -Gerçi onların reklama ihtiyacı yok ama okumayanlar varsa muhakkak okumaya başlasın diye paylaşıyorum http://www.afilifilintalar.com -Sizler de gezmeyi, yeni yerler görmeyi seviyorsanız ve bilgi edinmek istiyorsanız bu blogu muhakkak takip edin derim.Gidilen yerler ayrıntılı bir şekilde anlatılıyor .Gerçi ben gidip göremiyorum ama en azından görmüş gibi oluyorum onun için ilgiyle takip ediyorum bu tarz blogları http://yabanadimlar.blogspot.com - Kendi halinde sessiz sakin bir o kadar da ...

İlahların Sayısı Hiç Azalmadı mı Yoksa!

Bir zamanlar (cahiliye dönemi olarak geçiyor kitaplarda) insanlar kendi elleriyle putlar yapar onlara tapar karınları acıkınca da yerlermiş.Çok fonksiyonlu tanrılar edinmişler kısacası.Hem yaparım hem taparım hemi de yerim diyorlardı sanırım.Bu şekilde düşününce bana komik geliyor.''Nasıl yaa akıl var mantık var insan kendi yaptığı bir şeye tapar mı ? Sonra da acıkınca oturup yer mi ?'' diye soruyor insan kendi kendine.Soru sormaya meraklı olunca böyle şeyler de geliyor insanın aklına ne yaparsınız... Sonra günümüze gelip düşünüyorum. İnsanların kendi yaptıkları/buldukları sonra da tanrı edindikleri şeyler var mıdır diye? İlk aklıma gelen PARA oluyor.İnsan icadı ve onun için insanlar her şeylerini feda ediyorlar (kurban etmek gibi..) Ömürlerini,sevdiklerini,saygılarını,merhametlerini para uğrunda feda ediyorlar.Onun için insanlar bir birlerini öldürüyor, dinlerini/inançlarını onun uğruna ''hiç'' sayıyorlar.Ona tapıyorlar ve bunun farkında değiller...

Konu Ne Olsun ?

1019 post girmişim bloga. Bunlardan 500'ü alıntı/fotoğraf/video olsa geriye kalan 500 de bana ait karalamalar oluyor.İçlerinden en azından 100 tanesi de ''Eh okunabilir mahiyette'' yazılar olsa yazma adına bir hayli yol almış sayılırım..Karınca misali... Bir çok konuda yazmışımdır dönüp çok fazla bakmıyorum yazılarıma.Baktığım zamanlarda ise öyle yazılarla karşılaşıyorum ki bazen ''Bunu ben mi yazmışım ''diye şaşırdığım yazılar da oluyor.''Bunu yazmış olamam nasıl yazmışım bunu ıyyy!'' dediğim de oluyor.Genelde kafama estiği gibi yazıyorum.Canım sıkkındır yazmışımdır,neşeliyimdir yazmışımdır,endişelerim vardır yazmışımdır ya da bir yerde karşılaştığım her hangi bir  olay hakkında yazmışımdır.Blogumu daha çok kafa dağıtmak için kullanıyorum.Onun içindir ki belli bir teması gidişatı yok.Her telden yazıyorum anlayacağınız.Tüm bloggerler gibi benim de yazılarımın okunması hoşuma gidiyor.Çok az da olsa anlaşılıyor olmak güzel bir duygu.H...

İç ses Bir Sus!...

Flash,flash! Pabuç'un son hali... İç sesim isyan etse bağırsa sesi yine kendine yansır. İsyan etsen ne yazar ey iç ses!Senin sesine senden başka ses veren çıkmaz.İyisi mi kes sesini otur oturduğun yerde!... Konuşma oradan bilmiş bilmiş.Senin o dediklerini biz de biliyoruz herhalde.Ama senin bilmediğin bir şey var ki o da:Her doğru bildiğin, yaşanmıyor hayatta.Sen istediğin kadar kendini ifade etmeye çalış ,doğrularını seç, uygulamaya çalış hepsi yaşamın içindeki gerçeklere(!) toslayana kadar ...Düşünce dünyanı doğrularla doldur ama doğrularla karşılaşma!..Bildiklerin yaşam içinde yer edinmemiş olsun..Sen doğrularını uygulamaya çalış ama hiç doğrularla gelen olmasın karşına.Herkes kendi doğrularını dikte etmeye çalışsın sana...Hadi bakalım sen doğrularını söylemeye yaşamaya devam et ,yolun açık olsun ...Zor bir yol bilesin!... *** Bir de çığlık çığlığa bağırsam sesim gider mi kelimeler dünyasına...Ya da içimdeki tüm karanlıkları kussam uzak yerlerde derin kuyulara,rahatl...

Masal Tadında

Bir varmış , bir varmış.Yan yana gelmiş iki olmuşlar... Farklı sınıflarda alakasız bölümlerde okuyan iki öğrenciydi onlar.Ne kız prensesti ne de erkek prens.Beyaz atları da şatoları da  yoktu.Yüksek kulelerde de yaşamıyorlardı.Hayalleri vardı,samimiyetleri ve koca bir yürekleri...Onun için hiç kimse tarafından yolları gözlenen olmadılar.Beklenen olmadılar..ee sonuçta kızın bir kule boyu saçları yoktu erkeğinde beyaz atı yoktu neden hasretle beklensinler ki!...Ara sıra karşılaştıkları olmuştu ama öylesine karşılaşmalardı bunlar.Belki arkadaş toplantılarında bir kaç kelime ''merhaba,nasılsınızlar...'' Bir birinden habersiz iki kişinin yüzeysel konuşmaları... Sahilde oturuyordu beyaz atı olmayan erkek ve dalmış bir şekilde denizi izliyordu..Belki de uzaklara çok uzaklara gitmiş geziyordu, belki de yüreği sıkıntılarını sessizce fısıldıyordu  denize bilinmez.''Merhaba'' sesiyle kendine geldi ve döndü sesin geldiği tarafa.Tanıdık gelen  ama kim olduğunu...