Ana içeriğe atla

Ne Yazacağımı Bilmeden Başladım İşte Sonucu !


İnsan kendini anlatır mı? ''Evet''anlatır birileri anlasın da artık onunla uğraşmasın diye  mesela ! Hatta birileri anlasın da fazla şey beklemesin diye de anlatır!..E tabi anlat anlat nereye kadar dediği anda da bir susar ki pir susar ...Gerçi susmak da konuşmakta bir işe yaramaz bazen çünkü hepimizin bildiği gibi herkes nasıl isterse öyle yaftalıyor karşısındakini ! (ünlemli cümleler kurmak pek hoşuma gidiyor !!! daha mı ciddi gibi görünüyor ne!)

absalom gibi başlayayım bu cümleye ;) (absalom kim diye soran olacak olursa buyrun tanıyın sevin sayın absalom'u )

Şimdi sevgili okuyucu,
ben hayatı anlık yaşamayı seven biriyim şöyle ki;
yarın korkum her daim var ama yenmeye çalışıyorum.
Düne bağlı kalmayı hiç ama hiç sevmiyorum (dün de kalmış o güzeller güzeli günler hala yüreğimin arşiv raflarında en temiz yerlerinde duruyor, o ayrı) ama dün kim nedemişti,
kim beni üzmüştü,
kim ne pislik yapmıştı, kim neredeydi , ne yaşamıştım ne yaşayamamıştım...bla bla...Evet o zamanlar canımı bir hayli sıkmıştır olanlar/olaylar da onu peşimde sürüklemenin anlamı yok diye düşünür yoluma devam ederim.
Geçmişi geçmişte bırakır, ben bu günün sinirlendiğim olaylarına bakarım (pehh illa sinirlenecem kafaya koymuşun bir kere)

Nasılsa insanlar değişmiyor ,değişmedikleri için söylemleri de değişmiyor ,söylemleri değişmediği gibi ahlakları da değişmiyor ..e benim de elimde sihirli değneğim olmadığına göre onları değiştiremem, ne yapayım oldukları gibi kabul edip kalbimin en en en silik bölümlerin itiyorum onları ,bakıyorum keyfime ; yapacak başka bi'şey yok !

Hayatımda bir defa ''bu kişiyi affetmiyorum, aynı acıyı onunda yaşamasını görmek istiyorum''diye düşünmüştüm.Beddua etmedim ama beni çok üzen o anı yaşamasını  çok istemiştim.Ama bir süre sonra anladım ki onun böyle bir şeyi yaşamasına gerek yok! O,  bir insan için en büyük tehlikenin zaten kölesi olmuş yol olmakta, bir de o anı yaşmasına gerek yok ki ;onun derdi ona yeter (ki  derdinin umarım bir gün farkına varır) Egosu onu öyle bir eline geçirmiş ki yaptığı her haksızlık kendi hakkı gibi görünmeye başlamış..Neyse o da mazide kaldı ve bir karıncanın hayatını düzenleyen Rabbim yapılan en ufak şeyi görüyor ve hesabını soracaktır....Ben herşeyi O'na havale ediyorum, en güzelini en doğrusunu O bilir...

Herkesin farklı özellikleri var (ki ben bu özelliklerin bizi biz yapan dünyadaki renklerimiz olduğunu düşünüyorum) bazılarımız çok titiz,bazılarımız korkak,bazılarımız disiplinli, bazılarımız gamsız, bazılarımız neşeli, bazılarımız karamsar....v.b. bir birimizi böyle kabullenmek lazım ,kabullenmek rahatsız ederse de uzaklaşmak lazım! Kimse kimseyi sevmek zorunda değil, bence bu büyük de bir nimet ! Düşünsenize herkes beni sevmekle yükümlü olsaydı (ayy ne sıkıcı) Mecbur mu canımm, insanlar benim gibi gamsız ,geveze,katı,çok gülen, dalgacı, anlaşılma kaygısını bir an yaşayıp sonra önemsemeyen, vefasız,tembel,üşengeç,dediğim dedik(!), meraklı (bilgiye ) birini sevmeye...Çok şükür ki değil...Ama insanlara yaratılışından dolayı saygı duymak lazım.Sevmediğimiz,kanımızın ısınmadığı kişilerden uzak kalmak da bir saygı çeşididir bence.Kaparsın çeneni , sataşmazsın  antipati duyduğun kişiye olur biter..

Aslında ne yazacaktım nerelere geldim (ben hep böyleyim sanırım)
Beni sevenleri  baş üstümde taşırım ,sevmeyenleri de ötelemem sadece kendimi onlardan uzak tutarım tıpkı sev(e)mediklerimi kendimden uzak tuttuğum gibi...Sevmiyorum diye, yanında bulunup laf sokmaya çalışmam,densiz şakalar yapmam,sürekli ona zıt görüşlerimi  söyleyip/yazıp durmam ya da seviyormuş gibi yapmam bana da yapılsın HİÇ istemem...

Yazıyı bitirsem iyi olur.
Bitirmeden önce şunu da yazayım içimde kalmasın.Mustafa Sandal'ın BU ŞARKISI içinde Gülşen vokalleri çok güzel olmuş .Sırf o vokal için dinliyorum bu şarkıyı ..Tamam gereksiz bir bilgiydi bu ama malumunuz benim sayfam olduğu için içimden ne geliyorsa paylaşıyorum işte..Rahatsızlıktan dolayı kusura bakmayın..

Bana kötülüğü olana kadar, başkalarına aşağılayıcı davranışları olmadığı sürece, kibrini rehbet edinmediği sürece,haddini bildiği sürece ,kimseye zulmetmediği sürece, Yaratanına küfretmediği sürece, egosunu tanrı edinmediği sürece,aynı fenalığı/yanlışı 5 yıldan uzun devam ettirmediği sürece (!) , kendi doğrularını tanrı edinmediği sürece, düşüncelere olmasa da insanlara saygılı olduğu sürece insanları seviyorum sevmeye de devam edeceğim...

Okuduğunuz için teşekkür ederim, var olunuz..

Yorumlar

Unknown dedi ki…
Üstad Farjad ın kanunlarının hüküm sürdüğü bir gece daha; uykunun arzulu davetini duyulmaz kılan, sevgili özlemini doruklara taşıyan ve yalnızlığın dostane çağrısı kalbe kazıyan...
Bilinmezliğin keşfi ile başlıyor yaşamlar ve bedene kavuşacak geleceğin korunan sırlarının
hoşnutsuzluğun da devam ettiriliyor.Geriye doğru akamayan nehirlere veya kırmızı ışıklar da durmayı korkakça bulan sürücülere özenen zamanın, geçmişin kütüphanesinde depoladığı anılara kalıyor tüm yük. Ne olacak sorusunun cevabını aranıyor anılar kütüphanesinde hem de şimdinin yazıldığı anda geçmişe emanet edildiği adaletsiz düzende...
Kitaplarda kaybolur bazımız, bazımız da gündelik uğraşlarda.Kaybolmadan bulamayız kendimizi belki de,ve belki de bulduğumuz artık kendimiz değildir. Aynı şarkının tekrarında başka benle karşılaşma düşündürtüyor bunu. Bir keşkem daha olsun ;gece tembellik edip gelmeyi unutsa arada, kendimi daha az kaybeder daha az arardım o zaman...
Elif Kararlı dedi ki…
Hep beklentilerle süslenmiş yaşamlar..Bir başkasının hayatına renk katmak niyetiyle başlayan ama gri rengi katıp olan renkleri de yutma eğilimin de bakışlar...
Olduğu yerle olmak istediği yer arasında dibi görünmek uçurumlar barındıran yaşamlar ve anlamadan bakan gözler hissetmeyen yürekler..

Bİr keşkem olsa daha en başından kendimi yaşamak isterdim ;kim ne derleri hep ardıma atarak!...Keşkelerimi korkularıma katıp tüm hatalarımla ve başıma gelecek olumsuzlukları cesaretle yüklenip yaşamak isterdim kendimi...Ve keşkelere kalmamayı isterdim.................

Bu blogdaki popüler yayınlar

Benim Sorularım!!

S iz de çabuk sinirlenen biri değil misiniz ;) ?  G ülmeyi çok mu seversiniz? O kumak vazgeçilmeziniz mi? P eki , karşınızdakini(saçmalamadığı sürece tabi) dinlemek sizi sıkmaz mı? D eniz tutkunuz var mı ,boğulma korkunuza rağmen? Ç ay ve simit nostaljiniz mi? S izi ilk görenler sizi sert ve kibirli sanıyor mu ? H ayatta her yaşananın bir hikmeti olduğuna inananlardan mısınız? Hayat hikayerine saygınız sonsuz mu ? B üyük konuşmamak gerektiğini zamanla öğrenenlerden misiniz? İ nsanların herzaman hata yapabileceği gerçeğini hiç aklından çıkarmayanlardan mısınız? K endinizle dalga geçebilir misiniz ? İ nsanlara onlarla ilgili neler düşündüğüzü söylemekten kaçar mısınız siz de? R eelde olmadığınız kadar umursamaz mısınız sanalda ? S iz de trip atanlardan boğuluyor musunuz? D ağa küsen tavşandan haberiniz olmadığı oluyor mu , sizin de? P eki,birilerinin sizi anlamasını beklemektense, isteklerinizi açıkça söyleyenlerden misiniz? İ nsanlara karşı güven sorununuz yok mu mesela , güvendiğin...

Nerede Kalmıştık Gezimizde...

Kalabalığın içinde gürültüden kendini soyutlamanın yolunu bulmuş insanlar! Bilenler bilir, bilmeyenler için açıklama;Sultan Ahmet meydanı.. Buranın fotograflarını ayrı bir postta yayımlayacam ama ; Kutsal emanetler bölümünün kuyruğunu şimdiden görün istedim ;) Dikili taş (merak edenler tarihini googleden araştırıp okusun lütfen) S.Ahmet arka sokaklarında güzel yerler var Caminin dış avlusunda oturup hem dinlenip hem de geleni geçeni izleyebilirsiniz benim gibi ;) Sultan Ahmet Cami Girişi Kalabalığı görüyorsunuz değil mi ? Kalabalık İstanbul'un göbek adı olmalı;) Tarihi binalar İstanbul'u, bahçeler de tarihi binaları süslüyor Kubbeler Diyarı! Seramik pek de yakışmış ...İyi fikir, helal olsun diyorum Arabadan inip fotoğraf çekmemi kimse beklemezdi herhalde.. Arabadan da anca bu kadar ;) Sahaflar Çarşısı (adı böyle miydi tam olarak bilemiyorum)

Anlamak ya da Anlamamak Yüreğimizin Ucunda !

İnsanların,yaptıkları şeylerin anlaşılmadığını zannetmelerini anlamıyorum!  Yüreğin, gözünden hal dilinden anlaşılıyor, niye dilinle riyakar gülüşler sevgi gösterileri yapıyorsun ki; karşında  okumayı bilmeyen cahiller mi var ?  Dil yalan söyler, hatta öyle yalanlar söyler ki sahibinin kulakları bile buna inanır ama okumayı bilen yüreği ile bakan insanlar... inanmaz hatta inanmak istese bile inanmaz, inanamaz çünkü dinleyen yürektir ve yürek her yalanı hisseder !  Onun için hep derim insan sadece kendini kandırır karşı tarafı ise kaybeder, yalanlarla riyalarla hak etmediği sevgileri suistimal edişleriyle... İnsanlar sizi yüreklerinden çıkarır, size sıradan insanlar gibi davranır ve siz yürekten düştüğünüzü anlamazsınız bile... Yalandan  sevgi gösterileri samimiyetler her zaman kaybettirir ama samimiyet karşımızdaki insan sevmediğimiz biri bile olsa kazandırır; bazen dost kazandırır bazen dürüst düşman kazandırır ama belirsizlik yerine bilinirlik olur karşımızda ...