23 Mayıs 2014 Cuma

Elif'e Bir Kulak Verir misiniz ?

Herkesin kendine sakladığı  bir dünyası vardır.Özel hayatı vardır, bir de yüreğinde kimselere açamadığı kapalı odaları vardır. Elif 'in de her normal insan gibi özel bir hayatı var ve oralara -ekran karşısındaki yaşamından bahsediyorum- çok nadir kimseleri alıyor.Çok az kişinin özel dediği dünyasını bilmesine izin veriyor çünkü adı üstünde ÖZEL.

İnsanlar Elif'in yaşantısından daha çok, nasıl biri olduğuyla ilgilenilmesini istiyorum.Cümlelerim ne kadar anlatıyorsa o kadar bilinmek istiyorum.İnsanları da öyle bilmek tanımak istiyorum.Bu biraz da ön yargılardan arınmak isteğiyle de orantılı.Hayat içinde bir çok parçalara bölünüyoruz; hepimiz ya kardeşiz, ya arkadaşız, öğretmeniz, dostuz, düşmanız, anneyiz, babayız, halayız, dayıyız, öğrenciyiz,işçiyiz......Başörtülüyüz ya da değiliz, dindarız ya da değiliz, fakiriz zenginiz, bilgiliyiz cahiliz, sağcıyız solcuyuz.....uzatın uzatabildiğiniz kadar.

Uzun süre görüştüğü kişinin İmam_Hatipli olduğunu öğrendikten sonra onunla iletişimini kesenleri duydum ben! Bilene kadar iyiydi de bildikten sonra değişen ne oldu dersiniz ? Tabi ki ön yargıları toplanıp geldiler ve tüm iyi düşüncelerini sildiler o kişinin aklından...Çok çok değer verdiğim ve buradan tanıdım biri (umarım örnek verdiğim için kızmaz bana) ilk tanıştığımda bone takanlara çok kızdığını(!) söylemişti.Bilemiyorum onun da benim gibi bone takanları sevmemesinin belki de mantıklı sebepleri vardı.Diyeceğim o kişiyle bir birimizi bilmeden(!) önce tanıdık ve ön yargılarımızı ardımıza attık.Keşke her zaman ön yargılardan arınmış şekilde muhabbetler edebilsek o zaman belki de kavgaların ötekileştirmelerin hiç biri olmayacak.

İnsanların özeliyle ilgili çok soru sormam bana da sorulsun istemem.Zaten belli bir samimiyete geldiğiniz zaman kendiliğinden açılır konular ve gerektiği kadar anlatırsınız kendinizi.Tanışmak demek nüfus kağıdı bilgisi ya da kütük bilgilerinizi anlatmak değildir zaten !

Yeni insanlar tanımayı seviyorum ama insanları hayatlarını irdelemeyi sevmiyorum ,onların samimiyetle anlattıkları kadarını dinlemeyi seviyorum.Hatta hayallerini dinlemeyi seviyorum.En çok da dini sohbetler yapmayı kişilerin dünya ,yaşamla ilgili düşüncelerini paylaşmayı seviyorum.Yaşları işleri medeni ya da maddi durumlarıyla ilgilenmiyorum.Yanlışlarımı başkalarını dinleyerek görmeyi seviyorum,ön yargılarımdan yeni dünyalar tanıyarak arınmayı seviyorum...Yaşantım hiç uymasa bile çok şey öğreniyorum gündelik yaşantımda bir arada olma imkanım olmayacak kişilerden..Bazen bıktırana kadar çok soru soruyorum burada tanıdığım dostlarıma.Dost bildiklerimden ikazlar almayı ve haddimi bilmeyi de seviyorum...

İnsanları tanımayı seviyorum ve bunu mümkünse anket soruları sormadan yapmayı tercih ediyorum.

Diyeceğim o ki; özel sorulardan , başkalarına sormadığım soruların bana sorulmasından da hiç hoşlanmıyorum...Ya cevap vermiyorum ya da çok üstelenirse takipten çıkıyorum veya engelliyorum o kişileri !Eğer benim de herhangi bir saygısızlığıma, laobaliliğime ,abuk sabuk sorular sormama şahit olursanız sizler de beni takipten çıkabilirsiniz arkadaşlar...Elif asabi olabilir, Elif arada şımarık cümleler kurabilir, Elif bazen olayları dalgaya alabilir ama ELif insanları aşağılamaz,  özel hayatlarla ilgili sorular sormaz, şahıslara hakaret etmez, küçük görmez,yargılamaz ...Elif mümkün olduğunca haddini bilir...Bu çizgileri aşarsa arkanıza bakmadan silin Elif'i...


22 Mayıs 2014 Perşembe

Ya Bi Gidin Ya !


''Bu günler de geçer biz yine eskisi gibi devam ederiz unuturuz bu acıları!'' bu nasıl rezil bir cümledir ! Biz daha acıyı yaşarken yaşananlardan ders çıkarmayacağımızı kabulleniyoruz ve bu cümleyi kurarken hiç ama hiç vicdanımız sızlamıyor mu ?  Zaman yaşanan acıların üzerine örtme konusunda nimettir ; yanlışları örtme adına değil !

Allah insana zulmetmez insan kendi kendine zulüm eder ! Şüphesi olan var mı ? İnsanların menfaatleri için eksik bıraktıkları işleri yüzünden insalar toplu halde ölüyorlar ve biz şimdi ''zamanla bu da unutulacak!'' deyip yolumuza devam mı edeceğiz ; biz bu kadar kötü mü olduk Allah aşkına..Dün depremde insanlar eksik malzemeli evler yüzünden öldü ,bu gün yine bir yığın eksik bırakılmış şeyler yüzünden 301 masum insan şehit oldu.

Onca insan ölmüş birileri çıkmış ; şunlar eksik, şu suçlu, şu tedbirler alınmıştı, şu şöyleydi bu böyleydi konuşup duruyor...........Felaket yaşandıktan sonra beyhude lakırtı insanın sinirlerini bozuyor.Bu eksikliklerin insanların canına mâl olacağını ZATEN bilmiyor muydunuz ? Biz bize cahil (!)aklımızla tahmin edebiliriz en ufak ihmalin madenlerde insan canına mâl olabileceğini...Bilir kişiler felaketten önce bilmiyorlar mıydı ? Şimdi çıkmışlar  şu istifa etsin bu istifa etsin konuşuyorlar..Bence toptan hepiniz istifa edin çünkü hepiniz iktidara geldiniz hiç biriniz felaket yaşanmadan düzeltmeler yapmadınız ...

Son kullanma tarihi geçmiş Çin malı gaz maskeleri kullanıyormuş madenciler ; bunun üzerine daha ne denebilir ki !!!

Şimdi üzülüyor herkes (gerçekten de üzülüyorlardır bilemiyorum) ama üzülmek eksikleri düzeltmekle olur..Üzülmek bizi yanlışları düzeltmeye teşvik etmeli..Din bile sadece bilmekle insanı Cennete götürmüyor icraat istiyor değil mi ? Kuru laf hiç bir yerde geçerli değil yani! Bir de birileri kameraları alıp Şehit ailelerini ve mezarlarını ziyarete gitmiyor mu deli oluyorum deli !

Cidden çok sinir oluyorum tv lerde konuşanlara vır vır vır  felaketten önce nerdeydiniz kaardeşim! Bu patron hesabını vermeyecekse, teftişleri doğru dürüst yapmayanlar ve bu ülke de çalışan insanlara değer vermeyen herkes hiç bir şey olmamaış gibi devam edecekse işte o zaman söz bitmiştir insanlığımız da bitmiştir!!

''Bİr daha böyle şeyler yaşanmasın inşaallah!'' diyeceğiz ve bir daha ki felakete kadar hiç bir şey olmamış gibi yaşayacağız öyle mi ? Eğer böyle olursa yazıklar olsun bu ülke de yaşayan herkese ve özellikle her türlü idarecilere!....

''Ve diri olarak toprağa gömülen kız çocuğuna sorulduğu zaman.'' (Tekvir 8)


Soracak olan Rabbim,İnsanların hayatları üzerine oyunlar oynanmasını da sırf kendi maddi kazancı için insan canlarını hiç sayanlara da soracaktır o kişilerin ölüm sebeplerini!...


20 Mayıs 2014 Salı

Senin Gibiler Koruma Altına Alınmalı !


Bu da benden gelsin bu güzel(!) kardeşimize:

''Sadece SEVGİmiz değil bazen de NEFRETİMİZ putumuz olabilir aman dikkat ! Aşırı sevgi de aşırı nefrette gerçeği, doğruyu görmemizi engeller.Gerçi herkes her şeyi çok iyi biliyor ama ben yine de hatırlatayım dedim ! ...''



19 Mayıs 2014 Pazartesi

Bir Gün On bir Gün Gibi Geldi !

Uzun yolculukları pek de sevmeyen biri için arkadaşlarla geçirilecek güzel saatleri düşünerek geziye katılmak benim için zor bir karardı.Cidden ;''gitsem mi gitmesem mi?'' de gitmesem ağır bastığı halde yine can dostum ve arkadaşlarımla yollar aşılır diye ''evet''deyip katıldım geziye...katılmaz olaaayyydım gitmez olaaaydımmm (arabesk tarzı melodi ekleyiniz bu söze)

Dakika bir gol bir tarzı otobuste sessiz sakin yolcuları beklerken nur topu gibi bir kavga çıktı (hoppaalaaaa) sırf kadınların olduğu bir dolu otobüs düşünün ve sudan bir sebeple tartışma çıkıyor! Ortamı sakinleştirmeye çalışanlar bir yanda kavgada ısrarcı iki taraf bir yanda ve ben ... tabi ki ben camdan dışarıya bakıp hiiiç bir şey oolmuyormuş gibi davranan sağır model biri olarak camdan dışarıya bakıyorum (hafiften, bu kavga hızını alamayıp bana da dokunur mu korkusuyla!) Neyse ki saman alevi çabuk sönüyor ve yola çıkabiliyoruz.

Yol uzun ama yanımda canım dostum onun yan tarafındaki koltuklarda iki dostum var yollar su gibi akar geçer....diyorum da işler böyle değil.Biz kikir kikir iki delü (deli demedim delü) aramızda kikirderken ve bir şeyler yerken müslüman paylaşımcı olur deyip elimizdekileri paylaşmak için girişimde bulunuyoruz (kimseyi tanımadığımızı belirteyim bu arada) ve ben en ciddi halimi takınıp  kalkıyorum yerimden ve elimdekileri paylaşıyorum otobüs ahalisiyle (ve arkadaşım ve benim yiyecek bir pesküvütümüz bile kalmıyor) Tam elimdekilerin paylaşımı bitmişken bir ses yükseliyor ''Kafve mi içsek!'' E fena da olmaz hani içelim diyoruz.Bu dizi de asıl muavin olması gereken (!) beyfendi termosla su veriyor ve kahve kutusunu da tutturuyor elimize ve bırakıyor bizi kendi halimize.Ben üstüme vazife kalan muavinlik elbisesini bir güzel giyiyorum üzerime (giymez olaaaydımmm o kahveleri dağıtmaz olayydımmm ) 

Kah kahve vermeyi unutuyorum kah sıcak suyu vermeyi unutup insanları kuru kahveleriyle baş başa bırakıyorum ve tanımadığım teyzelerle tanışma muahbbetine giriyorum.Ve ''su getirmediniz!'' ,''Bizim kahve nerede kaldı!'' ikazlarıyla kendime geliyorum (insanlar da bi alem he, beni cidden ailelerinin muavini sanıyorlar bir anda) Neyse ben eksik de olsa vazifemi tamamlıyorum ve kibarlık yapıp şoföre de bir fincan kahve götürüyorum (şeöföööör şeöförrrrr ,lütfen Kibariye'nin annesi modunda okuyunuz şoför kelimesini) Teşekkür ediyor şoför ve oturuyorum yerime ve devam ediyoruz kahkahalarımıza arkadaşlarla.Ve arkalardan derinden bir ses geliyor :'' Biraz sessiz olun da uyuyalım!'' diye. Ulaaaaaa git de evinde uyu! diyemiyoruz tabi....Ve kısıyoruz sesimizi paşa paşa!

Daha fazla hikayeleştiremiyorum zira gidiş yolundan sonraki anlarda her bir saatte sinir krizi geçirtebilecek anlık ve uzun zamanlık saçmalıklarla karşılaştık.Kah ben kah arkadaşlarım insanların laf sokmalarına karşı kalkanımızı geçiriyoruz üzerimize.Arabada çekirdek yenmiş diye otobüsü kendi evinin salonu bellemiş teyzenin etrafa ateşler salarak bağırmasını nasıl unuturum .Hele bunu Özlem'in gözlerinin içine baka baka yapması ve Özlemin o an teyzeyi elektirik süpürgesiyle çekmek istediği halde hiç bir şey yokmuş gibi yolun karşısına geçip usulca beklemesini naaaasssıll unuturum ! 

Edirneyi gezmekten daha çok birilerini beklemekle geçti günümüz; o beklemelerdeki sinir harbimizi nasıl ama nasıl unuturum.Hele hele saat 3.5 da ''Açız ne zaman yemek yiyeceğiz biz 5 e kadar bekleyemeyiz''diyen kadına çemle takmadık ya bizdeki o iradeyi nasıl unutabilirim...

Kahvaltı için gittiğimiz Tarihi Cami bahçesinde bize çay yapan amcanın bile bana laf çakmasını nasıl unutacağım ben ya hu ! Çaycı amca bile ooonca insanın içinde beni buldu laf sokmak için Ya Rabbim !

Peki ne dediysem tersini yapan şeöööför ve kardeşini nasıl unutacam işte büyük mesele.Tv izlemek için kulaklık lazım geldiğini bir türlü bilemeyen o ikili size olan sinirim hala geçmedi. ''Lütfen kulaklığı verir misiniz haberler izleyecez ?'' dediğim de aldığım cevaplar; .''yola çıkınca verecek arkadaş'', ''hayır''  ve son verdikleri cevap da ''zaten bu saatte haber kalmamıştır'' oldu.....ben bunları nasıl unutacam ki..Hele hele benim için''Benim muavinlerimden'' denmesini ''su verilecek ama kahveleri benim muavin yapacak'' denmesini (ellerim niye titriyor ki şimdi) nassıl ama nassıl unuturum ! Benim beynimi resetlemem lazım.Ben onları dövmeden eve döndüm ya bana helal olsun ;Rabbim edebimi muhafaza edebildiğim için şükürler olsun.Susmak ,duymamazlıktan gelmek bazen ne büyük nimet oluyor !

Etrafta kadı kızı gibi gezen öyle davranan o arkadaşı (isim vermeye hiç gerek yok davranış özellikleri kişiyi yansıtır)hiç yazmayayım! Bir prensesin kavga halinde nasıl da Seda Sayan'a(kadırgalı) dönebileceğine şahit olduk sayesinde! İyi ile kötü arasında jet hızıyla yol aldığı için hakkında kesin bir düşünceye sahip olamadığım tek insan..En sonra sayesinde garsonun masamıza gelip ''Beni bu gün çok meşgul ettiniz hanfendi'' demesiyle yer yarılsaydı da atsaydım o prensesi içine!La yiyeceğin 2 lokma yemek bu kadar afra tafra yapmasan olmaz mı ! Neyse burada garsonu da savunmayacağım zira sunumu ve hizmeti berbat bir yerdi yemeğe gittiğimiz yer..Üstelik Özlemi bile deli etti garson ,bir ara Özlem'in içinden de Seda Sayan çıkacak diye çok korktum ama şükür ki o ilk adımda döndü.Ama tepkisi tembeeeeel dikkatsiiiiiiz savruuuk garsonları kendine getirdi.

Yağmura yakalanmamız, kadınların bir kez daha bir birine girmesini,şoförün gitmediğimiz 2 yer kaldığı halde ''hadi Yalovaya dönelim benim saatim doldu'' demesini,bizim dışımızda tüm yolcuların fayton turu atıp bizim onları Meriç'in kıyısında bekleyişimizi(ay yine sinir oldum) Tercümanımıza  öğleden sonraya kadar telefonunu açmadığı için ulaşamadığımızı, ayrıntısıyla anlatmayacam...Hep mi terslikle olur bir gezi de bilmiyorum ki ! Ama kimse kimseyi dövmedi itmedi ! Ben bile o şoförü dövmedim düşünün yani!...Karate bilseydim bunu kimin üzerinde denerdim ki !!!

Tabi ki çok güldüğümüz zamanlar oldu ama çoğu trajikomik hallerimizden kaynaklı gülmelerdi(tahmin edeceğiniz gibi) En son ''Biz eziğiz bizi tlf la arar mısınız?'' diye yan koltuktaki arkadaşlara seslenişimizle gelen kahkahalar vardı...Neyse güzel şeyleri de facebookta yazarım artık...

Geziden çıkan sonuç:
1- Ben kalabalık gruplarla gezi yapabilecek biri değilim
2-Meğer sabırlıymışım
3-Kadınların bazılarından korkmak lazımmış
4-Kibirli insanlar komik duruma düşüyorlar ama fark edemiyorlar
5-Saygı en çok da kalabalık ortamlarda gerekli
6-Gülmeyi sevmeyenlerden uzak duracaksın
7-Dünyanın en güzel en doğru kişileriyle dostmuşum yine yeniden anladım
8-Edirne çok güzel bir şehir
9-Yaprak ciğeri pek sevmedim
10-Meriç nehrine aşık oldum
11-Yeşil, şehire   çok yakışıyor.
12-Edirne ,Bursa'ya benziyor...
13-Selimiye harika bir cami ...
14-Herkes sevdiğine sevdiceğine şımarsın, toplum içinde şımarmanın gereği yok!
15-Bu liste bitmez...

Not:En büyük terslik de fotograf makinesiyle çekilen fotoların bilgisayara aktarılamaması gibi bir sorun yaşamam.Kala kala tlf ile çektiğim fotolara kaldım ;üzgünüm kendi adıma ve arkadaşlarım adına da...


11 Mayıs 2014 Pazar

Bir Çok Kişi Tanıdım

İnsanları kendim gibi bilmedim; çoğunu kendimden iyi , iyimser, yüreği temiz, cömert, saygılı,bilgili,zeki ve akıllı bildim !

Olaylar/olanlar karşısında tepkilerde benim gibi tepki vereceklerini sanma yanlışında bulundum sadece... İnsan belli ölçüde tepkisini gösterebilmeliydi bence ,duygularını düşünceleri saklamak karşındakilere saygısızlıktı biraz..Miş gibi yapmak kandırmaktı ...kızdıysan söylemiyorsan seni tanımasına da izin vermiyorsun demekti.Gibi insanlık için önemsiz benim için önemli ayrıntılar..

Kendim gibi bilmedim kimseyi, sadece öğretmen olarak gördüm hayatıma bir şekilde gelen insanları.Sevmediklerimi de (sevemediklerimi de) ayırmadım öğrenmem konusunda;neden sevemiyorum bu kişiyi diye düşünmüşümdür her zaman.Nefsi bir şey mi yoksa, nedir beni onda iten şey..Nefsi terbiye için de faydalı oluyor böyle sınamalar..

Sevdiğim halde zerre katılmadığım fikirleri olan insanlar oldu.Çoğunlukla güzel doğru şeyler söyledikleri halde şikayet ettiği şeyleri aslında kendileri de yapan...

İlmine saygı duyduğum ama nasihatlerinde nefret sezdiğim güzel insanlar da oldu.

Belki bilinen öğretilen şekilde eğitim almamış ama insanlık adına kendisinden çok şey alabileceğim yüreğinde güzellikler biriktiren insanlar tanıdım;kendime örnekler aldım konuştuklarıyla...

Dost dedim dost denildim ama yeri geldiğinde yalnız kaldım, bazen de yalnız kalmak istedim ...

Kötülüklerini/samimiyetsizliklerini gözlerinde okuduğum davranışlarıyla söylediklerinin çeliştiği kişiler tanıdım ;hayatımdan silemeyeceğim...

İyiliği yaşam biçimi olarak benimsemişler tanıdım,ne kadar kızmış olurlarsa olsun kimseye en ufak fenalık yapamayan..

Gözünüze baka baka yalan söyleyebilen insanlar tanıdım; yarın da arkanızdan konuşacağından emin olduğunuz...

Sizin samimiyetinizi anlamamak için kendi nefs gözlüğüyle size bakan bazen kıskançlıkla saçmalayan kişiler de tanıdım ; sonradan düşüncelerinden pişman olup olmadığını bilemediğim...

Her şeye rağmen sevmeye devam ettim insanları ;her ne kadar yanlızlığı seçmiş olsam bile her kiminle karşılaşırsam karşılaşayım insani vazifelerimi yapıp insani emanetlerime sahip çıkmaya çalıştım..

Hem çok şey umurumda oldu hem de hiç bir şey umurumda olmadı yaşamım boyunca! Bu sözümden dolayı önyargıyla karşılandıysam da ben temelinde hangi duyguların olduğunu bildiğim için pek vicdan azabım olmadı bu konuda da..

Çok iyi bir insan olamadım belki insanların hayatında ama kötü olarak da anılmamak için biraz gayretim oldum;hepsi bu kadar...

Tüm olumsuzluklara rağmen (sevmediklerim de dahil) insanların iyi taraflarının olduğunu düşündüm; bazılarını belki de bir ben görememişimdir o güzel yanlarını diye devam ettim yoluma...






7 Mayıs 2014 Çarşamba

Zor Olan !...


Mutluluk güzel ama her an şükür halinde olabilmek zor,

Sevmek güzel  ama sevginin gereklerini yerine getirmek  zor,

Doğru güzel fakat her zaman heryerde savunabilmek zor,

Aşk güzel ama doğru zaman da en doğru insanla karşılaşmak/yaşamak zor,

Okumak güzel ama okuduğunu uygulamak zor,

Bilmek güzel ama bildiğini aktarabilmek zor,

İyilik yapmak güzel ama Allah için yapmak zor,

Tefekkür güzel ama her an tefekkürde olmak zor,

Dostluk güzel ama sınırsız hoşgörülü olabilmek  zor,

Kendin olmak güzel ama her daim uygulayabilmek zor,

Sohbet güzel ama boş olanından kaçınmak zor,

Yalnızlık güzel ama kimsesizlik zor,

Başkası hakkında ahkam kesmek kolay da empati kurmak zor,

Dinlemek kolay ama dinletebilmek zor,

Tevafuk güzel ama hayır mı şer mi olduğunu anlayabilmek zor,

Dürüstüm demek güzel ama dürüst olabilmek zor,

Kınamak kolay ama kusur örtmek zor,

Bencillik kötü ama geniş yüreklilik  zor,

Anlatmak kolay ama kendini anlatabilmek zor,

Bakmak kolay ama  görebilmek  zor,

Hissetmek kolay ama hissettirebilmek zor,

Hayat  güzel ama hakkını vererek yaşamak zor...



Eski bir yazım..









4 Mayıs 2014 Pazar

Günadın Millet'in Kaleminden Dökülenler /Alıntı



İçimizdeki Yahudi'nin bizlere neler yaptığını, hepimizin artık alışkanlığı olan sosyal medya ağlama duvarımızın olduğunu fark ettim, evet yanlış duymadınız facebook ağlama duvarı veya bir hıristiyan günah çıkarıdığı gibi, rahip facebooktan günah çıkarıyoruz. Yani içimizdekileri dertleri, sorunları, sıkıntılı dini, problemleri hep başkasınınmış gibi anlatıyoruz. bunuda başka dinlere özenerek yapıyoruz. Evet bu günkü anlatacağım konum aslında Müslümanın Background dan yani biraz öz geçmişimizin biraz gerilerinden bir şey anlatabilmek.

Günümüzde Müslüman olmak, veya olamamak, hadi ortasını bulalım Müslümanmış gibi yapıp Müslümanmış gibi yaşamamak. şimdi diyeceksin ki iyide bunun karşılığı İslam dininde münafık demek, neyse acele etme oralara takılmadan üstü kapalı aslında bir o kadarda korkacak bir şey yok bize kulağımıza yavaş yavaş söyleyerek alıştırdılar münafık kelimesini evet yanlış duymadın, samimi lakin araştırmayan bir toplum yaratmışlar, eğitim seviyesini kalitesini aşşağılara çekmişler, 1942 lerde. Aslında İslamiyet O kadar büyük bir olaymış ve o kadar müthiş bir dinmiş. İslam üzere müslüman olmak ve yaşamak çok güzel bir duygumuş, bize müslüman olmayı en başta bu alim ulema tayifesi çok görmüş, hatta bize bunu yapanlar bizi bu gün avrupa Birliğine yakıştıramayanlar 1550 li yıllarında başlar karın ağrıları, hem din adına hem sanai ve teknoloji adına, bu tezgahı hazırlarken bile bizileri cennete bile yakıştıramamış olacak ki o günki zihniyet, bize din adı altında hurafeler rivayetler giydirilmiş içimize papazlar rahipler sokulup hocalık bile yaptırmışlar bu ülkede, biz İslami konuda konuşmadıkça biz ALLAH'ın dinini yaşamadıkça olayları ve konuları kaçırmışız meğer evet diğer dinlerden örnek alarak ilaveler yapmışız dinimizi eksik bacaklı masa gibi görüp deste koyuyoruz diye doldurmuşuz rivayeti, çünkü Müslümanlığı anlamamışız, Müslümanlık diğer dinlerden farklı kılan neydi, diğer dinlerden ayrıcalığı neydi diyip araştırıp anlıyacağımıza hatta son gelen Peygamberimize hatemün nebi dendiği halde kitapta peşine İsa as takacak ve açıktan iftira etmiş olacaktı. Bu bilgiye kimsede ihtiraz etmedi zaten o zaman, iftiraların peşi arkası kesilmedi zaten. Hizmetkarı vardı gece kalkmazdı, çişini bir kaba yapardı sabahta hizmetkarı onu döküyorum deyip içti diye, ALLAH'dan korkmaz kuldan utanmaz cahilleri dinledik ağzımız açık halde, çünkü eğitimde öyle verildi, açık bir dille anlatılan Hz İbrahimin uyduğu dine uyun derken, Hz Musa'yı Hz Davut'u hz isa'yı anlatırken Kur'an, biz neyi kaçırdık veya biz nerede çuvallamıştık.

Veya bizi bu alimler nerde çuvala koymuştu, kitabı yani kuran ne diyordu,  bunu ne okumuş nede anlamıştık yani kıldığın namazda ne okuyorsun hacı okuduğunu anlıyormusun bunlar ibadete engelmi değilmi diye hiç sormadık kendimize, hatta bir çok ayette geçen biz bu kitabı anlayasınız diye indirdik denen ayetleri bile görmezden gelip, hadi ordan bee sen kim ALLAH'ın kitabını anlamak kim diyip azarlanmışız, kendimizden emin hocalarımızdan ve alimlerimizden emindik, annemizden babamızdan atamızdan öğretileni yaptık. Evet komik lakin kulaktan kulağa oynar gibi koskoca Allahın dinini ve kitabı kuran'ı önümüzde dururken, biz hangi alim şu ayetin manası budur dediyse almış kabul etmişiz şek şüpe olmadan ya sonra, yani furkan 73 ayetine bile bakmamış anlamamışız, özellikle açıklamasını yazmadım bakarsınız diye, ayet doğrumu anlattı bu alim bu hoca ne anlattı diyip bakmamışız, gerçeği araştırmamış okumamış gerçeklerle yüzleşiriz diye, gözümüzü duyarız diye kulaklarımızı kapatmışız.

Görsel olanı din haline getirmişiz, hani kıl beşi bitir işi hesabı, din tacirlerinin elinde oyuncak etmişiz. kocman bir diyaneti, kurmuşuz içi boş bir diyanet, ülkenin ikinci büyük kurumudur askeriyeden sonra, eh fena değil nasılsa bir rant var, hani ayının bildiği dokuz türkü dokuzuda armut üstüne bizim diyenette para toplama ve turizim merkezi mübarek. Bak yeni nesil geliyor anlat artık bu dini bu insanlara,yardım iste, bir çok kuruluş dışardan maaş verip mühendis veya danışman alıyor, sizde alın kuran mühendisleri yetiştirin, bu kadroyla nereye kadar, hocalarınızı zaten sorma mantardan şamandıra, diyanet ne kaktırıyorsa onu okuyor hutbeden çicek haftası böcek haftası ayet okuyacak diye beklerken rivayeti okuyor, daha kendi bile ayıramamış hanisi sahih hadis hangisi değil, maaş iyi çok şükür lojman desen var, YA HU biz ALLAH rızası için kuranı anlayan hocalar istiyoruz, yani kısacası biz bu dinini üzerinde din tüccarlığı yapmayı bırakmanızı bu insanlara artık dinlerini anlatın istiyoruz, tabiri caizse sebze çorbası gibi hangi otu bulduysanız koymusşuz içine.

Evet şimdi gelen yeni bir nesil var araştırıyor ve buluyor kardeşim hemde senin hampadan paraları verdiğin şeyh şıhlardan daha iyi onları da konuşuruz inşaallah, bu alimlerin diyanetin ne bulduysan kattığın din çorbası karın ağrıtıyor artık. Diğer dinlerde ne  varsa bizim dinimizde neden olmasın deyip katmışınız. Neler var ne hatalar var bi dünya,siz ALLAH'ın dinini anlatmadıkça sizleri orada o makamda oturtacak mı sanıyorsunuz, artık el atın Diyanet yetkilileri bir zahmet. Ahh facebook seni unutur muyum içinde bir dünya sahte face alimi seyyar müftü var. O mezarlıklarda parayla kuran okuyanlar gibi, okuyor anlıyormuş gibi yapıp milleti kandıranlar. Gayet güzel sayfalar açıp güzel isimlerde koymuşlar sayfalarına, kuranı mümince anlamak yazmışlar, hacı sen kuranı anlamamışın ki, vahiyle gelen, yok vahiyi anlayalım felan gurup kuralım iyi ALLAH mubarek etsin sanki ALLAH face yazılan çizilenden haberi yok oradan sorgu yok niye ıp numaran yok ondanmı. off on numara isimler en Müslüman organımız olmuş dilimiz, tabi oradan aşağı inen dini bir muhabbet yok, kimisi din adı altında kadın kız peşinde evde hanımınla on dakka muhabbet etmez  iş yerinde başından kalkmaz veya evde geçer başına. Burda iki yıldır meal paylaşıyorum bu adam ne yazıyor kimyayı fiziği, biyolojiyi, quantumu, arkeoloji, jeoloji, anatomiyi astrolojiyi 30 farklı ilimlerden bahsediyor bu ne diyor diyen çıkmadı çıkmasında zaten, herkes mümince anlamış kuranı.

Evet başta anlattığım gibi en başında ağlama duvarından bahsettim biz ağlama duvarı olan bilgisayarımızın duvarına, içimizdekileri, içimiz ağlayarak sızlayarak yazarız sanki mevzu bizim mevzu değilmişte komşunun mevzusuymuş gibi yazar çizeriz. Öncelerden bilirdim eczaneye giden bir bayan eczacıdan bit ilacı alırken kendisi için değil komşunun çocuğu bitlendi'de, çarşıya inersen bit ilacı alır mısın demişti, oradan bir bit ilacı verirmisin derlerdi, işte içimizde olan kanayan yaraydı facebook ağlama duvarlarına yazdıklarımız, O huzursuzluk bizim değilmiş gibi yazdık çizdik sanki bir başkasına öğüt verir gibiydik,O yazdıklarımız hıristiyanların rahiplerinden günah çıkardığı gibi yazdık aslında bir nevi günah çıkardık bu duvarlara, şimdi soruyorum biz bu dini anlamışmıyız yoksa ata'dan dede'den gelen bir geleneğimi yaşıyoruz, yoksa bizde hâlâ bir yabancı sempatizanlığımızmı var, yoksa herkez cennetlikmi. KENDİ ÜLKEMDE KURANI ANLAYARAK SAMİMİ MÜSLÜMAN OLARAK YAŞAMAK İSTİYORUM .

Ali Yılmazer

İnsan Bu Dünya'ya Dar !

Ne kadar da Vivaldi bi insan :)  Hani dalıyorsun uzaklara da başka bir dünyanın içinde buluyorsun ya kendini ne güzel bir nimettir o ; h...