19 Mayıs 2014 Pazartesi

Bir Gün On bir Gün Gibi Geldi !

Uzun yolculukları pek de sevmeyen biri için arkadaşlarla geçirilecek güzel saatleri düşünerek geziye katılmak benim için zor bir karardı.Cidden ;''gitsem mi gitmesem mi?'' de gitmesem ağır bastığı halde yine can dostum ve arkadaşlarımla yollar aşılır diye ''evet''deyip katıldım geziye...katılmaz olaaayyydım gitmez olaaaydımmm (arabesk tarzı melodi ekleyiniz bu söze)

Dakika bir gol bir tarzı otobuste sessiz sakin yolcuları beklerken nur topu gibi bir kavga çıktı (hoppaalaaaa) sırf kadınların olduğu bir dolu otobüs düşünün ve sudan bir sebeple tartışma çıkıyor! Ortamı sakinleştirmeye çalışanlar bir yanda kavgada ısrarcı iki taraf bir yanda ve ben ... tabi ki ben camdan dışarıya bakıp hiiiç bir şey oolmuyormuş gibi davranan sağır model biri olarak camdan dışarıya bakıyorum (hafiften, bu kavga hızını alamayıp bana da dokunur mu korkusuyla!) Neyse ki saman alevi çabuk sönüyor ve yola çıkabiliyoruz.

Yol uzun ama yanımda canım dostum onun yan tarafındaki koltuklarda iki dostum var yollar su gibi akar geçer....diyorum da işler böyle değil.Biz kikir kikir iki delü (deli demedim delü) aramızda kikirderken ve bir şeyler yerken müslüman paylaşımcı olur deyip elimizdekileri paylaşmak için girişimde bulunuyoruz (kimseyi tanımadığımızı belirteyim bu arada) ve ben en ciddi halimi takınıp  kalkıyorum yerimden ve elimdekileri paylaşıyorum otobüs ahalisiyle (ve arkadaşım ve benim yiyecek bir pesküvütümüz bile kalmıyor) Tam elimdekilerin paylaşımı bitmişken bir ses yükseliyor ''Kafve mi içsek!'' E fena da olmaz hani içelim diyoruz.Bu dizi de asıl muavin olması gereken (!) beyfendi termosla su veriyor ve kahve kutusunu da tutturuyor elimize ve bırakıyor bizi kendi halimize.Ben üstüme vazife kalan muavinlik elbisesini bir güzel giyiyorum üzerime (giymez olaaaydımmm o kahveleri dağıtmaz olayydımmm ) 

Kah kahve vermeyi unutuyorum kah sıcak suyu vermeyi unutup insanları kuru kahveleriyle baş başa bırakıyorum ve tanımadığım teyzelerle tanışma muahbbetine giriyorum.Ve ''su getirmediniz!'' ,''Bizim kahve nerede kaldı!'' ikazlarıyla kendime geliyorum (insanlar da bi alem he, beni cidden ailelerinin muavini sanıyorlar bir anda) Neyse ben eksik de olsa vazifemi tamamlıyorum ve kibarlık yapıp şoföre de bir fincan kahve götürüyorum (şeöföööör şeöförrrrr ,lütfen Kibariye'nin annesi modunda okuyunuz şoför kelimesini) Teşekkür ediyor şoför ve oturuyorum yerime ve devam ediyoruz kahkahalarımıza arkadaşlarla.Ve arkalardan derinden bir ses geliyor :'' Biraz sessiz olun da uyuyalım!'' diye. Ulaaaaaa git de evinde uyu! diyemiyoruz tabi....Ve kısıyoruz sesimizi paşa paşa!

Daha fazla hikayeleştiremiyorum zira gidiş yolundan sonraki anlarda her bir saatte sinir krizi geçirtebilecek anlık ve uzun zamanlık saçmalıklarla karşılaştık.Kah ben kah arkadaşlarım insanların laf sokmalarına karşı kalkanımızı geçiriyoruz üzerimize.Arabada çekirdek yenmiş diye otobüsü kendi evinin salonu bellemiş teyzenin etrafa ateşler salarak bağırmasını nasıl unuturum .Hele bunu Özlem'in gözlerinin içine baka baka yapması ve Özlemin o an teyzeyi elektirik süpürgesiyle çekmek istediği halde hiç bir şey yokmuş gibi yolun karşısına geçip usulca beklemesini naaaasssıll unuturum ! 

Edirneyi gezmekten daha çok birilerini beklemekle geçti günümüz; o beklemelerdeki sinir harbimizi nasıl ama nasıl unuturum.Hele hele saat 3.5 da ''Açız ne zaman yemek yiyeceğiz biz 5 e kadar bekleyemeyiz''diyen kadına çemle takmadık ya bizdeki o iradeyi nasıl unutabilirim...

Kahvaltı için gittiğimiz Tarihi Cami bahçesinde bize çay yapan amcanın bile bana laf çakmasını nasıl unutacağım ben ya hu ! Çaycı amca bile ooonca insanın içinde beni buldu laf sokmak için Ya Rabbim !

Peki ne dediysem tersini yapan şeöööför ve kardeşini nasıl unutacam işte büyük mesele.Tv izlemek için kulaklık lazım geldiğini bir türlü bilemeyen o ikili size olan sinirim hala geçmedi. ''Lütfen kulaklığı verir misiniz haberler izleyecez ?'' dediğim de aldığım cevaplar; .''yola çıkınca verecek arkadaş'', ''hayır''  ve son verdikleri cevap da ''zaten bu saatte haber kalmamıştır'' oldu.....ben bunları nasıl unutacam ki..Hele hele benim için''Benim muavinlerimden'' denmesini ''su verilecek ama kahveleri benim muavin yapacak'' denmesini (ellerim niye titriyor ki şimdi) nassıl ama nassıl unuturum ! Benim beynimi resetlemem lazım.Ben onları dövmeden eve döndüm ya bana helal olsun ;Rabbim edebimi muhafaza edebildiğim için şükürler olsun.Susmak ,duymamazlıktan gelmek bazen ne büyük nimet oluyor !

Etrafta kadı kızı gibi gezen öyle davranan o arkadaşı (isim vermeye hiç gerek yok davranış özellikleri kişiyi yansıtır)hiç yazmayayım! Bir prensesin kavga halinde nasıl da Seda Sayan'a(kadırgalı) dönebileceğine şahit olduk sayesinde! İyi ile kötü arasında jet hızıyla yol aldığı için hakkında kesin bir düşünceye sahip olamadığım tek insan..En sonra sayesinde garsonun masamıza gelip ''Beni bu gün çok meşgul ettiniz hanfendi'' demesiyle yer yarılsaydı da atsaydım o prensesi içine!La yiyeceğin 2 lokma yemek bu kadar afra tafra yapmasan olmaz mı ! Neyse burada garsonu da savunmayacağım zira sunumu ve hizmeti berbat bir yerdi yemeğe gittiğimiz yer..Üstelik Özlemi bile deli etti garson ,bir ara Özlem'in içinden de Seda Sayan çıkacak diye çok korktum ama şükür ki o ilk adımda döndü.Ama tepkisi tembeeeeel dikkatsiiiiiiz savruuuk garsonları kendine getirdi.

Yağmura yakalanmamız, kadınların bir kez daha bir birine girmesini,şoförün gitmediğimiz 2 yer kaldığı halde ''hadi Yalovaya dönelim benim saatim doldu'' demesini,bizim dışımızda tüm yolcuların fayton turu atıp bizim onları Meriç'in kıyısında bekleyişimizi(ay yine sinir oldum) Tercümanımıza  öğleden sonraya kadar telefonunu açmadığı için ulaşamadığımızı, ayrıntısıyla anlatmayacam...Hep mi terslikle olur bir gezi de bilmiyorum ki ! Ama kimse kimseyi dövmedi itmedi ! Ben bile o şoförü dövmedim düşünün yani!...Karate bilseydim bunu kimin üzerinde denerdim ki !!!

Tabi ki çok güldüğümüz zamanlar oldu ama çoğu trajikomik hallerimizden kaynaklı gülmelerdi(tahmin edeceğiniz gibi) En son ''Biz eziğiz bizi tlf la arar mısınız?'' diye yan koltuktaki arkadaşlara seslenişimizle gelen kahkahalar vardı...Neyse güzel şeyleri de facebookta yazarım artık...

Geziden çıkan sonuç:
1- Ben kalabalık gruplarla gezi yapabilecek biri değilim
2-Meğer sabırlıymışım
3-Kadınların bazılarından korkmak lazımmış
4-Kibirli insanlar komik duruma düşüyorlar ama fark edemiyorlar
5-Saygı en çok da kalabalık ortamlarda gerekli
6-Gülmeyi sevmeyenlerden uzak duracaksın
7-Dünyanın en güzel en doğru kişileriyle dostmuşum yine yeniden anladım
8-Edirne çok güzel bir şehir
9-Yaprak ciğeri pek sevmedim
10-Meriç nehrine aşık oldum
11-Yeşil, şehire   çok yakışıyor.
12-Edirne ,Bursa'ya benziyor...
13-Selimiye harika bir cami ...
14-Herkes sevdiğine sevdiceğine şımarsın, toplum içinde şımarmanın gereği yok!
15-Bu liste bitmez...

Not:En büyük terslik de fotograf makinesiyle çekilen fotoların bilgisayara aktarılamaması gibi bir sorun yaşamam.Kala kala tlf ile çektiğim fotolara kaldım ;üzgünüm kendi adıma ve arkadaşlarım adına da...


5 yorum:

Kalemzade Kamil dedi ki...

Selamlar. Siz pek memnun kalmamışsınız ama bence gezilerin en kötüsü bile mutlaka kazançtır. Çok şey öğretir insana. İnşallah daha da faydalı ve neşeli seyahatler yaşar ve daha güzel şeyler yaşarsınız. Paylaştığınız için teşekkürler.

Pabuc dedi ki...

/Kalemzade Kamil,
Kesinlikle yaşadığımız her ne varsa (biz sevsek de sevmesek de) bize bir şeyler kazandırır (aklımızı kullanırsak tabi)

Bu gezide de tabi ki güzel şeyler oldu ama negatif şeyler fazla olunca ben de onları paylaştım..İyileri de kendime sakladım.Ara Ara paylaşırım belki..

Saygılar...

masumane dedi ki...

Ayağına sağlık

Büşra Bayram dedi ki...

ohh iyi gezdin iyi :)

Pabuc dedi ki...

@masumane,
teşekkürler...

@Büşra Bayram,
Canımsın, sen de çok gez ama umarım yol arkadaşların uyumlu insanlar olsun ;)

Ya Rabbim Şükür, 28 Kasım !

Nasıl başlasam da kendimi ifade edebilsem diye geçirdim içimden ...Sonra hatırladım ben sadece içimdeki sese göre davranan biriyim niye ne...