2 Eylül 2018 Pazar

Erkekler Akıllı Kadınları Sevmezler!

Durun hemen korkmayın ''Elif yine bayramlık ağzını açacak!'' diye ! Öyle büyük cümleler kurmayacağım arada şerhler koyacağım,mesela: Erkekler akıllı kadınları sevmezler ama evlendiklerinde sevmezler; sevgiliyken ve flört dönemindeyken değil !O zaman kadınların herşeylerini severler düşünün onlarla alış verişe bile gönüllü giderler !

Sonra evlenince o sevimli hayalet modlarından çıkarlar siz kendinizi ifade etmeye başladığınızda da ''dırdırcı'' yaftalamasına başlarlar ! İyidirler hoşturlar ama şöyle ufak tefek istekleri/talepleri/beklentileri çıkar ortaya ,mesela sizin; titiz bir ev hanımı, iyi bir ahçı olmanızı ister ve beklerler, çocuk isterler ama o çocuğa mükemmel anne olmanızı da isterler ama mümkün olduğunca bebek ağlamasın geceleri beyefendileri uyandırmamalı! Bu arada çocuk olduktan sonra bir önceki vazifelerinizi aksatmamanızı da beklerler, haliyle eee alışmıştırlar hizmete ! Hala düzeninizden yemeklerinizden ve süslü püslü hanım hanımcık ağzı var dili yok güler yüzlü  o kadın olmanız lazım yoksa; dindar olanları ''dört eşlilik ahkamına başlar!'' şaka yollu da olsa, dinden biraz ya da çok uzak olanları ise artık işten geç gelmeye başlar bazen de toplantıları uzar bildik şeyler işte ! Hee bakın şimdi yiğidi öldürelim ama hakkını yemeyelim hepsi böyle değildir, parası olmayanlar pek böyle şeylere açılamıyor ! (Yiğit adam para ve makam da yiğit kadın da parasızlıkta belli olur derler, ben diyenlerin yalancısıyım!''

Eşlerini aldatma konusunda oran belki fazla değildir ama sözlü tacizler(hizmet aksamalarında ve kendi fikir ve istekleriniz konu olunca) çoğunda  vardır,az ya da çok tacizler ...yalan mı? 

Konu sadece hizmet de değil içlerinde bazıları her konuda konuşabilmenizi de beklerler, mesela: faulu nasıl bilmezsiniz kardeşim, eşi yer yüzündeki tüm sporlarla ilgilenen ve tüm yorum programlarını izleyen bir Türk kadını olarak nasıl olur da Kasımpaşasporun forma rengini bilmezsiniz ''Taç''tan haberdar olmazsınız ne !

Yok öyle genellemiyorum hepsi böyledir diye, erkeklerin yüzde 75'i böyledir ama bu da bizim ülkemizde yüzde 90'a tekabül edebilir! Bir de küçücük bir kaç hatırlatma yapacağım bu yazdıklarım ''Aklı başında ,vefalı kadınlara'' özgü şeyler yoksa aklı bi karış havada selfie ve instegram için yaşayan tek sorunu kırılan tırnağı olan yeni yetme eş modellerini kapsamıyor (onların göreceği neler var ben tahmin bile edemiyorum ! Gerçi öylelerinin şansına keşke annelerimiz anannelerimizde sahip olsaydı!!)

Dİyeceklerim bi türlü bitmiyor farkındayım (eee ne de olsa kadınım kadınlar da dırdırcı olur değil mi!!!) ama bir yerlerde istisnalar vardır illaki ; eşiyle hayatı tamamen müşterek yaşayan anlayışlı ve saygısından asla taviz vermeyen he işte onlara lafımız yok onlar zaten mutlu mesut ve sevgi depoları dolu çocuklarıyla ömür geçiriyorlar; onlara toplumca teşekkürlerimizi sunuyoruz ..Benim lafım lafta iyi olan , kendi kusurlarını asla düşünmeyen dışarıya iyi tüm erkeklere... Beyler sağlıklı (ruh ve beden sağlığı) nesiller yetiştirmek mutlu eşlerle başlıyor ,tüm görevleri kadına yığarak değil! Ha şimdi çoğunluk ''Ama biz de eve ekmek getiriyoruz!'' demesin sonra ben de ''kadınlar babalarının evinde de aç değillerdi!'' derim konu uzar gider... 

Aslında yazacaklarım bitmedi yazsam kitap bile olur da pc başında oturmaktan sıkılıyorum bi de klavye tak tak ses yapıyor hoşlanmadığım için şimdilik yazacaklarımı burada kesiyorum...Beyler beyler ''Elalem ne der!''e değil de ''insanlık için daha sağlıklı toplum nasıl oluştururuz''a ve ''yarın Ahirette aile ve evlat konusunda sınavı geçebilecek miyim!''e konsantre olun biraz !

Neyse bir ara da kadınlarla ilgili yazarım artık ya da biriniz çıkıp yazsın ben yayımlarım burada ;)

Share:

16 Mayıs 2018 Çarşamba

14 Mayıs 2018 Pazartesi

Ben Anlıyorum Siz !

''Kimse beni anlamıyor!''
''Herkes beni yanlış anlıyor!''
Ya bi geçin kardeşim bunları, sıkıntı etmeyi bırakın! Sen saatlerce konuşsan da karşı taraf istediği kadarını istediği gibi algılayacak zaten.. Ha bi de sen de aynı durumdasın; sen de eğer değer veriyorsan iyice dinleyecek anlamaya çalışacaksın ,değer vermiyorsan da öyle yüzeysel dinleyecek içinden ''Amaaann bana ne ya!'' derken, anlıyormuş gibi yapacaksın duyduklarını!

Mesele söylemlerinde anlattıklarında dinlediklerinde samimi misin ? İşte mesele bu , sen samimiysen bırak kim neyi nasıl anlarsa anlasın ya da şöyle yap düzeltmeye çalış baktın düzelecek gibi biraz uğraş ,baktın karşı taraf aynı tas aynı hamam devam ediyor onu da yolla gitsin bırak zanlarıyla eğelenedursun zaar !

Kimseyi memnun etmek zorunda değilim (ama bunu kimse için bişey yapmak zorunda değilim diye anlamayın sakın haaa :D ) birilerini memnun ede ede arkadaş dost edinmek yerine kendim olurum kendi doğrularımı yapar yaşar söylerim onlara uygun insanlarla arkadaşlık dostluk kurarım böylesi hem daha sağlıklı hem de daha kolay...bence yani!.. Sonuçta insanları memnun etmek çok zor bi'şey kendinizce onlara istedikleri gibi davranırsınız memnun etmek için paralanırsınız ama bi süre sonra kendinizi Tarkan'ın ''Yolla'' şarkısını dinleyip hayıflanırken bulursunuz ! ;) Bunun bir basamak üstü ise arabesk larkılara dalıştır benden demesi...

Diyeceğim şu ki ''Adım Hıdır fikrim şudur!'' : Arkadaşlar elinize bir Kur'an alın ve okuyun bakalım Allah nasıl bir ''Kul'' istiyor, sonra kendinizi o doğrultuda şekillendirmeye bakın zaten bununla meşgul olurken birilerini memnun etmek ya da anlaşılmamak kaygınız olmayacaktır..Kurban olduğum Allah ,öyle net anlatmış ki nasıl biri olup nasıl bir toplum oluşturmamız gerektiğini.. Bunlara kafa yorarken diğer sıkıntı ettiğiniz şeylerden de uzaklaşacaksınız inanın...

Ha bi de eğer arabesk takılmak isterseniz benim omuzum ağlamaya müsait değil siz iyisi mi Mabel'in ''Öyle kolaysa'' şarkısını dinleyip ağlayın sızlanın ;)

Şaka şaka gerçek tavsiyem bu şarkı
https://www.youtube.com/watch?v=q66KuJfPT_Y
Görüşelim...
Share:

1 Mayıs 2018 Salı

İnsan ol Kafi!

Konu ile alakalı olmadığına bakmayın kendisi en sevdiğim hayvan olur !
Kim olduğunu anlatmak zorunda değilsin sen boşver mahalle(!)baskılarını,elalemi.. Seni Yaratan sana bir hayat vermiş armağan olarak onu yaşa demiş ,yaşa ama ''İnsan''gibi yaşa ki sonradan da bu nimetlerin asıllarını vereceğim sana demiş !... Hem de bunu açık açık demiş ,anlamaz unuturuz diye de kitap gönderip yazılı hale getirtmiş...

Diyeceğim o ki, fıtratın gereği içindeki iyilikleri diri tutup herşeye herkese inat ''insan''kalmaya çalış ,o ne der şu öyle davranmıyor ki, bu bana kötü davranıyor demeden inadına ısrarla istikrarla sabırla kendin olmaya fıtratına sadık kalmaya çalış...

Gamsızlığımı çok seviyorum; kavga olunca kaçıyor, beni ilgilendirmeyen konulara dahil olmuyor, beni ilgilendirmeyen kişileri hafızamda tutmuyorum...İnsanlar bana beni zerre ilgilendirmeyen şeyleri anlatırlarken de dinliyormuş gibi yapıp içimden en son okuduğum kitabın içinde geçen konuları düşünüyorum... kimine göre salağım kimine göre kötüyüm(ki buna ispat isterim !)kimine göre kibirli kimine göre tembel kimine göre ise boş bir insanım ama sorun şu ki bunlar pek umurumda değil !.. Ben okumama bakıyorum sevmeme bakıyorum ve ölüm sonrasından korkuyorum ona göre yaşıyor düşünüyor davranıyorum gerisi çizgi film !

Ne olacak birilerine uyacak olsan seni şekilllendirmeye kendilerine benzetmeye çalışacaklar üstelik ne yaparsan yap seni beğenmeyecekler ,Padişah da değiliz ki ''yıkııll!'' dediğimizde etrafımızdan kaybolsun şekil vericiler...Onun için sen sen ol adam/kadın ol insan ol hesabını veremeyeceğin (Allaha) şeylerin peşine düşme ,yaşantını öyle bir şekillendir ki yarın hesap günü özür dileyebil!

Bir de durup dururken iyilik yap hatta karşı taraf anlamayacak olsa bile iyilik yap denize at o bir gün sana meltem olarak döner emin ol!..Bi de halis sev ,sevgilerine de sahip çık; menfaati hayatından olabildiğince uzak tutmaya çalış, zira menfaat denen illet insanı insanlıktan çıkaran bir şey! Arada aynaya bak ve özünü görmeye çalış baktın olmuyor özünü göremeyecek kadar kör olmuşsun at kendini ranzadan ;)

Diyeceklerim şimdilik bu kadar arada gelir burada gündem dışı takılırım ...Şimdilik Allaha en sevgiliye emanetsiniz...
Share:

26 Mart 2018 Pazartesi

Seküler bir kutlama mı!? /Serkan ÇELİK

Seküler bir kutlama mı!?
Seküler harekat dinsiz bir toplum inşa etmek için pazarlanan, yeni bir dindir. Şaşırma. “Dinsiz toplum inşa eden nasıl bir din olabilir?” deme! Bilinen ve gerçek olan inanışları ortadan kaldıracak ki kendi dinini empoze edebilsin. Yeni dünya düzenini kendileri şekillendirebilsin.
Nasıl yapıyorlar?
Dini değerlerin içini boşaltıyorlar asimilasyonla, dinsiz bir toplum yaratıyorlar ve içini boşalttıkları dini değerleri bizlere, “Seküler Kutlama” çerçevesinde eğlence kavramı ederek, kapitalizm ile pazarlıyorlar.
3 ana unsur var. Asimilasyon, Dinsiz Toplum ve Kapitalizm. Bunların hepsi Seküler Yapı, unsurları. Bu unsurlar kendi içinde bir çok yardımcı “izm” barındırır! Mesela Sosyalizm, bir toplumun inancını ve dinini elinden alır. Sovyetler Birliği örnektir. Hatta Amerika insanlara inanç özgürlüğü sunma altında emperyalistliğini konuşturmuş, Sosyalist Rusya yok olmaktan korkup, “Kızıl Ordu” ve “Komunizm” gibi kavramları dağıtıp, yıktığını söyleyerek rafa kaldırmış, o da ben inanç özgürlüğü veriyorum ilkesine başvurmuştu. Anlatmak istediğim sosyalizm, seküler yapının devlet kurma politikasında siyasi yardımcısıdır. Görüldüğü üzere tüm “izmler” birbirini tamamlıyor.
Asimile, Dinsiz Toplum ve Kapitalizm’i Örneklendirelim....
Yin Yang vardır hani. Şu toplumlarda “İyilik ve kötülük” kolyesi. Bu Taoizm dininin sembolüdür. Sekülerlik devreye giriyor... İnancın içini boşaltıyorlar, o dini elinden alıyorlar, daha sonra Kapitalizmleri devreye giriyor o dinin sembolü olan Yin Yang’ı, “İyilik ve Kötülük” kolyesi diye pazarlıyorlar. Unutulmaya yüz tutmuş bir inanç, ekonomik katkı sağlıyor, aynı zamanda kolyeyi taşıyan toplum asimileye uğrayıp kültür erezyonuna uğruyor ve inancı ile bağı koparılıyor. Buna bir kaç örnek daha verince daha iyi anlayacaksınız.
Budistlerin, Hinduların ve Jainistlerin meşhur inançlarının ruhani parçası “Yoga Meditasyonu” rahatlama, ruh temizleme gibi yalanlar ile Kapitalizm tarafından pazarlanan en büyük kazıklardandır. Gördüğüz gibi bir erezyon ve inançtan koparma daha. Adım adım dinsiz toplum ve asimile. Shiva Lotus oturuşunu araştırın. Bir kaç yabancı ünlü Bilim İnsanı; “Yoga’nın insan bedenine hiç bir faydası yoktur” demesiyle ayağa kalkmışlardı. Kapitalizm tezgahı ifşa olmasın. İşlerine gelmeyince Bilim yalan söylüyor. İşine gelince doğru söylüyor, ters düşünülemez Bilimle. Neyi kast ettim yazının devamında anlarsınız.
Biraz daha geniş bakalım, ufak şeyler o kadar çok ki...
Cadılar Bayramı vardır. Pagan ve Hıristiyan inancına ait. Arkadaşlar bunada el atıyor. Bu sefer Kapitalizm başta rol oynuyor son da değil. Cadılar Bayramı unsurlarını Seküler Kutlama ile devir alıyorlar. Size bu bayramın değerlerini tüm dünyada eğlence amaçlı kutlansın diye pazarlıyorlar. Sizde “eğleniyoruz canım ne olacak?” diye kurban oluyorsunuz. Sonuç ise diğer unsurlar doğuyor. Bir inancın değeri Kapitalist kurbanı olup, asimileye uğruyor, asimilasyon ile dinsiz toplum inşası doğuyor.
Mr. Bean izlerken farkettim. Şaşırmayın; Hani şu meşhur “Elma Şekeri” varya şekerci Amcamlarımızın, Cadılar Bayramı kutlamasının ana sembolüdür. Bakın nasılda bir inanış asimile edilip dünyanın eğlencesi oluyor ve sembolü bize gelenek gibi pazarlanıyor.
Mesela; Paskalya Böreği, Papaz Eriği’de zihinlerimize yerleştirilip, pazarlama terimi olarak kullanıldı.
Asıl darbenim büyüğü geliyor Hıristiyanlara durun...
Hani şu Gregory Takvimi olan Miladi Yılbaşımız varya, Seküler yapı yine Kapitalizmi ile onu Hıristiyanlardan çalıyor. Dünyada “Seküler Kutlaması” ile çaldıklarını bir inancın en büyük değerini, kutlamalar, Noel kıyafetleri, çamaşırlar, alkoller vesayire ile eğlence aleti yapıp bize bir tepsiyle sunuyorlar. Hıristiyanlığın içini asimile edip, Dinsiz Toplum üretimine insan kazandırmaya devam ediyorlar. Araştırırsanız, Hıristiyan aleminin hepsi bu durumdan şikayetçi. Bize de diyorlar, “Yılbaşı ile Noel farklı kutlayın”. Canım ne alakası var, Noel kutlamıyoruz, yılın başını kutluyoruz, bir inancın manevi değerleri Seküler akımına uğramış, bizde Kapitalizme katkı olsun diye eğleniyoruz sadece. Aaa ne kadar masumuz...
Hıristiyanlık inancının bu kadar kolay asimilasyona uğramasının sebebi, etkisini yitirmiş ve her Papaz’ın kendi fikir ürünü olmuş din olması.
Sırada Müslümanlık var.
Dünya tarihinde bir çok inanış ve din var. Bu inanç ve özgür din anlayışını sadece İslamiyet asimileye uğratmamıştır. Çünkü ümmetçilik anlayışı vardı ve kendileri asla bu kadar medeni olamadı, yönetmeyi başaramadılar, kuduruklukları bu. Bunların asıl savaşı bizle, diğerlerine olan savaş sadece varlıklarını alıştırmak için araç.
Korkmayın bizim inancımız asimile olmadı ancak toplumumuz asimile edildi. İşte bu kavramları bize Kapitalizm ile pazarlayarak asimilasyon gerçekleşti bizde de.
Peki Müslümanlık asimile olmadı ise bize nasıl zarar verdiler?
“izmler” bize atılan Atom Bombası’dır...
Bizi erezyona uğratıyorlar, kültürümüz, örf ve adetimizden bi haberiz. İnancımızla bağımızı koparıyorlar. Dinsiz toplum inşaa ediyorlar. Uyanık olalım.
Toplumumuz asimile edip, Kuran’ı elinden alarak Seküler anlayışını içimize soktular malesef. Kuran elimizden şu şekilde alındı. Baktılarki, yaptıkları her ilimsel araştırmada karşılarına Allah ve Kuran’ı çıkıyor. Biz bunu mağlup edemiyoruz ama toplumu kandırabiliriz dediler. Çünkü Kuran hiç bir ilimle çelişmiyor ve sonsuz ilim üretiyordu. Kısa geçeceğim. Newton’a elma düşürüp yer çekimi buldurdular, Edison’a elektrik buldu yaftasını yükleyip Kapitalizmi elektrik pazarlayıp canlandırdılar, Amerika’yı uzaya çıkarıp gölgeyi unuttular. Bunları yaparak “Bilim yanılmaz, bilim çelişmez, bilim ne derse doğrudur” algısını kabul ettirdiler. Bilim Adamlarını tanrılaştırıp Bilim Dinini ürettiler. Bize de artık Bilimsellik kavramı ile, Kuranla çelişiyor mu demek yerine Bilimle çelişiyor mu dedirttiler. Çünkü Kuran asimile edilemiyordu.
Hesaplarında olmayan tek şeyde “Gaybı yalnızca Allah’ın bilmesi”(Neml-65) Onlar sadece tahmin edebiliyor ama geleceği göremiyor. Bunun içinde kuduruyorlar. Sekülerizm bir Fransa pisliklerinin eseridir. Fransa çağın en büyük şeytan destekçisi. Yaptığı Türk ve Müslüman katliamları, asimilasyonlar onun eseridir. Emperyalist devletlerin hepsi Şeytan Kulu. Korkmayın Şeytan geleceği göremiyor.
Bilim Dini, Sekülerizm, Mitolojiler, “izmler” vesayire hepsinin sonunda ulaşılan Baş Şeytanları “Ra”dır. Güneş sistemi bile Bilim Dininin Tanrı’larıyla isimlendirilmiştir.
Ciltler dolusu kitapla anlatılır bunlar. Ben kısacık farkındalılık yaratmak istedim.
Uyanık olalım. Kültür, örf, adet ve geleneklerimizi hatırlayalım ve yaşayalım yeter. İnancımızdan kopmayalım. Asimileyi önleyelim, dinsiz bir topluma İzin vermeyelim. Kapitalizm daha doğrusu “izm” tezgahlarına gelmeyelim artık!
Allah tuzak kuranların en hayırlısıdır. (Enfal-30)
Allah nurunu tamamlayacaktır. (Saff-8)
Serkan Çelik 'e yazısı için teşekkürler...
Share:

20 Mart 2018 Salı

Vefa/Orhan Doğangüneş


VEFA Bir hocamız ders sırasında dışarıya bakarak, anlamlı bir tebessümle “vefa diye bir şey vardır gençler, bir gün siz de anlarsınız” demişti.. Bu kelime, ilk kez orada dikkatimi çekmişti. Vefa, tek kelime, iki hece. Kısa ve öz. Anlamı derin, ince bir söz. Bir sessizlik oluşmuştu sınıfta. En haylazımız bile sessizleşmişti bu laf karşısında. Bu kadar etkili, bu kadar derin ve bu kadar tılsımlı bir laf ha! Sahi neydi vefa? Geçtiğimiz yıl İstanbul’da bir parkta orta yaşlarda bir adam ölü bulundu. Mukadderat, nasip... İlginç olan başından ayrılmayan köpeğin durumuydu. Bakışları, hüzün bir dostu kaybedişi anlatmaktaydı. Cenazede tabutun önünde duran köpeğe ne demeli? Yere bakışı ve kafasını kaldıramayışı nasıl bir tavırdı? Ya bir yıl önce vefat eden sahibinin mezarından ayrılmayan köpeği nereye koyalım? Üzerinden zaman geçmiş, kim bilir aralarında nasıl bir bağ vardı? Acaba bu köpekler ile sahipleri arasında her şey mi dört dörtlüktü, her şey mi güllük gülistanlıktı? Hisleri ne durumdadır bilmem ama bu köpekler sahiplerine hiç mi kızmadı? Köpekler için durum bu. Peki ya insanlarda neydi vefa? Bir boza markası mı, yoksa İstanbul’da bir semt adı mı? Sağa sola laf atmaya gerek yok. Eleştirmeye kendimizden başlayalım… Hiçbir menfaatimizin olmadığı hangi insanın hatırını sorduk en son? Dün birlikte çalıştığımız, birlikte okuduğumuz ama bugün hayatımızın herhangi bir noktasında olmayan hangi insanı arayıp sorduk? Bir beklenti içine girmeden, sadece dünün hatırına. Sahi, dün “dostum” dediğimiz kaç insanla bu gün hala dostuz. Okul arkadaşlarımızdan kaç tanesi, okul bitene kadar zorunlu vakit geçirdiğimiz kişilerin ötesinde? Öğrenciyken o çok sevdiğimiz öğretmenlerden kaç tanesini merak ediyoruz? Neydi derdimiz not mu, yoksa sahip olduğu bilgilere ulaşmak mı? Bu yazıya en çok da benim dostlarım, akrabalarım kızacak belki de. Haklılar da. Ama hepimizde yok mu aynı bahane? İş güç, koşturmaca, zaman kalmıyor, vesaire… Sahi neydi vefa? Vefa, dünde kalanları bugün de hatırlamaktı. Vefa, arkanda bıraktıklarını önüne koymaktı. Vefa, yaşananların hatırına kırmamaktı, hatta kırılmamaktı. Vefa, dosttan gelen taşı gül saymaktı, aldırmamaktı. Anlayışla karşılamaktı. “Vardır bir derdi, üstüne gitmeyeyim” olgunluğunu taşımaktı. Vefa, fatiha okumaktı. Bu yüzden cenazeler, tek başına bir veda değil, bir vefa törenidir. Ancak onun kalabalığını bile hava durumu belirler, ne acı. Korkum şu ki bizlerin anlamakta geç kaldığı “vefa” kavramını yeni nesil hiç anlayamayacak. Hatta merak bile etmeyecek. Üstelik “vefa diye bir şey vardır gençler, bir gün siz de anlarsınız” diyen kişiler de kalmayacak. Ve bu dünya yaşanılası bir yer olmayacak. Yanılmayı o kadar çok isterim ki…

Orhan Doğangüneş ' e bu güzel yazısı için teşekkür ederiz....

Kendisine yorum yapmak isteyenler için facebook adresi :
Share:

Ah be Hadsiz İnsan !


Dünya'yı anlayabilen çıktı mı şimdiye kadar dersiniz! Ne olduğunundan çok burada işimiz ne ile meşgul olmalıyız sanırım... zira kainatın kusursuzluğunu idrak edebilmek imkansız (en azından şu sınırlı aklımızla!) Uzayla ilgili bilgilere ulaşılması beni çok heyecanlandırıyor ''Subhnallah'' diyerek tefekkür edip imanımı tazeleme açısından.. Sonra karınca ya da deniz dibinde ışıksız yaşayabilen canlılarla ilgili belgesel izliyorum sonra yine en başa dönüyorum ''Subhanaallah'' biz neyi ne kadar bilebiliriz ki... Bİzden istenen haddimizi bilmemiz ben bunu bilir bunu söylerim... haddini bilmeyen kul hiç bi'şeyi bilemez ki!

Bilinen canlı türü 2 binlerde, bilinemeyenleri tahmin bile edemiyorum ; ve bunlar dünyaya ait olanlar ve bizim neslimiz yetecek mi bilemiyorum diğer bilinmez türleri bulmaya... bir yandan el birliğiyle insan türünü yok etmeye çalıştığımızı da hesaba katarak söylüyorum bunu!.. Ah biz neyin hesabını nasıl vereceğiz, nereden başlayacağız hesap vermeye ve Allah'ın rahmeti olmazsa nasıl bitireceğiz hesabımızı! Rabbimiz bizi çok iyi bildiği için sürekli ikaz etmilş ya kitabında ''Ne kadar az aklediyorsunuz!'' diye ... En çok ötelediğimiz emirlerden biri bu, bir diğeri de gelen/aldığımız haberleri araştırmamamız konusunda...Ne kadar da kibirli ve hadsiziziz değil mi ? 

Ömrümüzü dindar olduğumuzu zannedip ayetlerin tersine yaşayarak geçiriyoruz ! Tamam çok acımasız oldum bu konuda ama halimiz ortada şimdi kendimizi aklamanın bi mantığı yok; dünyada düzen sağlayabildiğimiz kadar yaklaşırız yarının Cennetine ...Bİz bu dünyayı kendimiz dahil tüm canlılar için Cehenneme çevirmişken yarın Cennete talibiz hadsiz değil miyiz? İçimizde Fİravunları bitiremiyoruz, onları menfaatlerimiz için boyun eğerek büyütenler de biz değil miyiz ? Hiç onu bunu suçlamayalım menfaatlerimizden vuruyor şeytanımız bizleri..

Bilmiyorum aklım bazen dalıyor dünyanın boş işlerine yüreğim ise onu sıkıştırıyor kainatta nokta bile değilsin diye.. İnsan içinde iki ruh taşıyor gibi ; biri seni Cehenneme çekiyor en süsülü şeylerle bir diğeri de fıtratına sadık kalman için mücade ediyor tüm şeytanlarla.. Kazanan yaşadı !
Share:

19 Şubat 2018 Pazartesi

Bu Hayat Hepimizi Yoruyor be Haci!

Yorulduk milletçe yorulduk ... bedenen yorulduk ruhen yorulduk...tatil kültürü de olan bir millet değiliz ki bir tatille de olsa uzaklaşabilsek yorgunluklarımızdan da şöyle dipdiri ayağa kalksak !Arkadaş dertlerin biri bitmeden diğerine geçersen buna kafa mı dayanır ! Üstelik boş kalan yerleri de internetle geçim sıkıntısı aman nasıl giyinsemlerle doldurursanız tabiki de boş yeri kalmayan kafa yürekten yemeye başlayacak!...

Daha yazmama gerek var mı yoksa ilk paragraf yeterli mi halimizi anlatmaya !Mesela sessiz bir ortamda belki de biraz ney sesi eşliğinde yazmam gereken yazıyı ben Mıchael Jackson şarkısı eşliğinde yazıyorum , çok da düzgün cümle mantıklı çıkarımlar beklemeyin yani ! Hem dans hem yazı olmuyor çok denedim olmuyor ...

Neyse slow bi şarkı çıktı radyoda fırsattan istifade ciddi bişeyler yazayım... bildiğim en ciddi cümlem içimde bir deli çocuğun olduğu ve en olmadık zamanlarda ortaya çıktığı... Ve çocuğu kimsenin anlamayacağını biliyor olmam benim tek özelliğim.. o çocuk çok kişiye dost olabiliyor çoğu kişiye neşe verebiliyor ama anlaşılmayı beklemiyor öyle bir kaygı da duymuyor çünkü o çocuğu anlayan bir gün bu dünya ile ilgili yaşanmışlıklarını ona soracak ve cevapları da ondan alacak ! (bu cümlemi anlayanlar beni biraz anlamış saysınlar kendilerini)

Herkes özeldir herkes içinde sessizce bir çocuk bekletir hayatın içinde canlı kalabilmek pes etmemek için.. Kiminin ki şımarık kiminin ki cingöz kiminin ki patavatsız ama hepsi çocuk ... onun için boşverin o bu ne demişi içinizdeki çocuğu dinleyin ara sıra, o size ayakta duracak gücü verir bi'şekilde.. ha bu arada bu dediklerim aklı başında vicdanı yüreğinde insanlar için geçerli şeyler yoksa aklı bi karış havada vicdanını menfaatine köle etmiş tiplerle işimiz olmaz, onlara şeytan bakıyor !!!


Share: