Ana içeriğe atla

Eski Köy Evleriyle Giden Sadece Evler Olmuyor !...

Haftasonları köyün en sonunda yaşayan dedemin evine gitmeyi çok severdim. Eski hatta tarihi eser denecek gibi bir evi vardı ahşaptan... ve her odası şimdi aklımda... üst katın en özel odasında dedemle sohbet etmenin verdiği o heyecan dolu saatler... Babaannemin bizleri sevgiyle karşılamalarını ki babaannemiz üveydi ama bunu torunlarına asla hissetirmedi ,Rabbim ondan razı olsun....

En küçük amcam - hayalleri elinden alınmış amcam!- hiç kimse konuşmazdı ama sülalede herkesin doğum gününü bilirdi hala da öyle ... doğum günlerini de neleri sevdiklerini bilirdi hayalleri elinden amcam !...O belki bunu hiç duymadı ama ben onu çok seviyorum hem de o görünen yanlarını değil de o içinde biriktirdini düşündüklerimi seviyorum.....(ağlama moduna geçmiş Elif !)

Dilsiz halanın bize topladığı meyvelerden sayıyla vermesini bile özledim 80 yaşına kadar ormandan odununu kendi yapıp taşıyan gördüğüm en güzelyüzlü insanlardan biri ...Doğaya çıktığı zamanki yüzündeki heyecanı görmeliydiniz anlamadığım diliyle bana bir çok şey anlatırdı sonrada kocaman bir sarılırdı ki; dostlar başına bu sevgi dolu samimi sarılmalar...Evinin etrafındaki çitleri bile fındık dallarından örerek kendi yapardı öyle de kabiliyetli bir köylü güzeliydi.........

Köy hayatını bilenlerden misiniz bilemiyorum ama köy hayatları samimiyet ve sevgi doluydu eskiden. Belki de çocuk halimizle bize öyle geliyordu bilemiyorum...ama yokluk vardı ama bu asla sevgi yokluğu değildi... Ocağıon başında oturup yemeğin pişmesini beklerdik ,kuzinede pişmiş ekmeği yağlayarak yerken !...Lahana en özel yemekti bizim sülalede tüm ahali toplanırdık mısır ekmeği ve lahana yemek için,bir de yanına salatalık keserdik bahçeden topladığımız... meyveler de sebzeler de kendi kokularıyla yer alırdı sofralarımızda...

Kışın bir yerde soba yanar tüm aile orada oturur sessizliği bile paylaşırdık ... Özlüyorum eskiyi belli ki yaşlanıyorum artık ama ben çocukken de büyüdüğümde de sevdim bilmişlerin modernlerin dünyalarından uzak olmayı/yaşamayı... kendi halinde varlığını da yokluğunu da sessizce yaşamayı ,dayatmaları değil ihtiyaçlarını almayı...Hiç sevemedim zaten eksiksizliği hatasız düzenleri...her şeyin yeni olmasını lüks olmasını sevemedim hiç onun içindir ki alışamıyorum şehir hayatına modern medenilerin dünyasına !... şikayet değil bu kendini tanıyan birinin yürek sesi !...

Bahsettiğim dede evim depremde yıkıldı zaten dedem ve sağır /dilsin o güzeç yüzlü hala da öldü ...Amcam yine aynı çok konuşmuyor ve her yeni doğanın doğum gününü hafızasına yazıyor ve ben hala onu çok seviyorum...Ben babamı da çoook seviyorum ve o da öldü ! Ve ben hiç alışamıyorum dünyanın bu yanına; gerçi ben hiç bir yanına alışamıyorum ya neyse!..

Eski köylerle birlikte köy evleri de gidiyor onlarla birlikte eski topraklar(!) da Rablerine gidiyor... Dünya bir çok hatırayı hafızamıza işleyerek geçip gidiyor ve bizi ayakta tutan tek şey iman!... İnanç öyle bir güç ki değil sizi toplumları küçücük bir kıvılcımdan canlandırıp yola devam ettiriyor ...şükür Rabbe !.....

Yorumlar

Profösör dedi ki…
Köy kültürünü bütün ayrıntılarıyla yaşadım diyebilirim. İyi ki yaşamışım.
Pabuc dedi ki…
Ben, her çocuğun çocukluğunu köyde geçirmesi gerektiğini düşünenlerdenim ... o hayatı görüp yokluğu da görüp öyle büyüsün ki büyüdüğünde kıymet bilir olur...
Fulya Süzen dedi ki…
Merhabalar ben geldim sayfanızı yeni gördüm ve okuduğum bu yazı da tamamen ilgi alanıma giren konulardan. Ellerinize sağlık paylaşım için:)
Köy hayatını bilirim küçüklüğümün yaz tatillerinin büyük bölümü köyümüzde geçti. Her ayrıntısına şahit oldum diyebilirim, o köy yaşamının tadına vardığım için çok mutluyum tabi bunu aileme borçluyum. Hatta sayfamda da buna dair yaşanmışlıklarım ve paylaşımlarım var, dilerseniz beklerim:))))))
Üzerinde günler günler .... konuşulabilecek bir konu olduğunu düşünüyorum ben...
Görüşmek üzere:)
fulyapimlezzetler.blogspot.com
Ramazan Aksoy dedi ki…
Yaz tatillerini iple çekerdim köye gidecegiz diye.Şehrin beton yıgınlarından ve kirli havasından kaçıp orman denizine dalmak harika.Her şey saf ve temiz oldugu gerçek dostlukların ve yardımlaşmanın tadına vardıgı saf ve temiz insanların var oldugu bir yerdir köylerimiz.Gaz lambası ışıgında ocakta odun ateşinde kaynayan isli çaydanlık eşliginde sohbetin ve çayın lezzetini en lüks çay ocagında bile bulamazsın.Hele bag bahcede dalından kopardıgımız fasulyeyi isli tencerede odun ateşinde pişirip yanına dalından kopardıgımız mis kokulu domates yanında salata akşamdan annemin pişirdigi yufka pişen fasulyeyi doldur dürüm yap çimenlerin üzerinde domates salata yayıkta çekilip hazırlanan ayran bu lezzeti dünyanın en lüks restoranında dünyanın en iyi aşçısının hazırladıgı yemekte bile bulamazsın.Öglen sıcagı çıktıgın mola verilirdi bir gölge bulup çimlere uzanıp esen orman havasında uyumanın verdigi rahatlıgı dünyanın en konforlu yataginda bile bulamazsın.Yazını okurken o günleri tekrar yaşadım.Ben köyümü özledim o günler ömrümün en güzel günleriydi.Malesef biz çocuklarımıza o güzellikleri tattıramadık.
Pabuc dedi ki…
Doğadan doğaldan uzaklaşan insan fıtratına da yabancılaştı maalesef ...
anlatan dedi ki…
Geçmişi hissederek yaşamak güzel. Ama geleceğe bir katkısı yoksa, yani biz senin anlattığın o güzel insanlar gibi insan olamıyorsak birileri için, o zaman büyük, çok büyük bir parazit gibi kalıyoruz.

Bu blogdaki popüler yayınlar

Bir Öğretmenimizle Eğitim-Öğretim Üzerine Röportaj

Röportaj: Pabuç - Aslı Öğretmen
Sevgili blogger dostlarım; Bundan böyle bloğumuzda röportajlara da yer vereceğim.İlk konumuz toplum olarak geleceğimizin oluşmasında temel taşlarımızdan olan eğitim-öğretim kurumlarımız  ve sorunları. Ne yazık ki; eğitim sisteminin çarpıklığından doğan sorunlara temel çözümler getirilmez ise, geleceğimizin risk altında olduğunu söyleyebiliriz. Çocuklarımızın, kimlik, kişilik, kariyer sahibi olmalarını bunun yanında insanlık idealinde hizmet etmelerini esas alan müfredatların öğretim ve eğitim alanında reformların yapılması gerektiğine inanmaktayız. Bu reformlar  ancak zihniyet değişiminin yapılmasıyla gerçekleşebilecektir. Yaşadığımız şehirde, bir ilköğretim okulunda  öğretmenlik yapan bir öğretmenimizle, eğitime dair kısa bir söyleşi gerçekleştirme fırsatı yakaladık.  Fen Bilgisi öğretmenliği yapan "Aslı Öğretmen" bizim ricamızı kırmayarak söyleşi sonrularımızı blog okuyucularımız için bize içtenlikle cevaplandırdı. Bundan ötürü kendisine teşe…

Gözlerim Dalıyor

Gözlerim dalıyor içimde var olan uzaklara.... Noktasını koyamadığım cümlelerime ve ünlemi eksik olmayan düşüncelerime...
Gözlerim dalıyor, Yaşantım içinde bir tarafa ötelediğim Hayallerime..
Gözler dalınca bir tanıdığın gelir derler büyükler, Benim gözlerim dalıyor; beni ben yapan düşüncelerime,sevinçlerime,tebessümlerime..
Gelin ve hiç gitmeyin! Yaşadıklarımın yanında siz de hep yer alın; ötelediklerim,düşüncelerim,tebessümlerim,hayallerim... Beni ben yapan hislerim...


Teşekkürler Rabbim !..

En eski günlerden başlamayacağım bu sefer zira yaş artık tamamen kemale erdi sayılır eskilerden de iyice bi uzaklaştım...
Öyle :" Bir Kasım akşamı doğmuşum..." gibi tamamen klişe şeylere de başvurmayacağım söz!.

Eskiyi yad ettikçe içimi acıtan gerçekleri hatırlıyorum onun için herkesin sürekli dile getirdiği şeyi yapıp anın içinde yaşamaya çalışıyorum, zaten hayal kurmayı yıllar önce bırakmıştım: hayatın gerçekleriyle hayallerimin uyuşmadığını fark ettiğimde..

Çok güzel bir ailem oldu büyürken ve dünyada arayıp bulamayacağım denklikte de bir sevdiceğim ve canlarım...çok şükür ,hep şükür ,sonsuza kadar şükür...

Hayat işte öyle ya da böyle geçiyor herkese ayrı mekanlar ayrı ortamlar ayrı yardımcılar ayrı düşmanlar ayrı imtihan soruları verilmiş herkes bir telaşın içinde yaşayıp gidiyor..Felsefik şeyler yazmak istemiyorum tüm roman olmaya aday hayatlara saygımı sunuyorum buradan ....Yaşayın la yaşayın son nefesinize kadar doyasıya...Gülümseyin, kızın bağırın çağırın sonra pişma…