20 Mart 2018 Salı

Vefa/Orhan Doğangüneş


VEFA Bir hocamız ders sırasında dışarıya bakarak, anlamlı bir tebessümle “vefa diye bir şey vardır gençler, bir gün siz de anlarsınız” demişti.. Bu kelime, ilk kez orada dikkatimi çekmişti. Vefa, tek kelime, iki hece. Kısa ve öz. Anlamı derin, ince bir söz. Bir sessizlik oluşmuştu sınıfta. En haylazımız bile sessizleşmişti bu laf karşısında. Bu kadar etkili, bu kadar derin ve bu kadar tılsımlı bir laf ha! Sahi neydi vefa? Geçtiğimiz yıl İstanbul’da bir parkta orta yaşlarda bir adam ölü bulundu. Mukadderat, nasip... İlginç olan başından ayrılmayan köpeğin durumuydu. Bakışları, hüzün bir dostu kaybedişi anlatmaktaydı. Cenazede tabutun önünde duran köpeğe ne demeli? Yere bakışı ve kafasını kaldıramayışı nasıl bir tavırdı? Ya bir yıl önce vefat eden sahibinin mezarından ayrılmayan köpeği nereye koyalım? Üzerinden zaman geçmiş, kim bilir aralarında nasıl bir bağ vardı? Acaba bu köpekler ile sahipleri arasında her şey mi dört dörtlüktü, her şey mi güllük gülistanlıktı? Hisleri ne durumdadır bilmem ama bu köpekler sahiplerine hiç mi kızmadı? Köpekler için durum bu. Peki ya insanlarda neydi vefa? Bir boza markası mı, yoksa İstanbul’da bir semt adı mı? Sağa sola laf atmaya gerek yok. Eleştirmeye kendimizden başlayalım… Hiçbir menfaatimizin olmadığı hangi insanın hatırını sorduk en son? Dün birlikte çalıştığımız, birlikte okuduğumuz ama bugün hayatımızın herhangi bir noktasında olmayan hangi insanı arayıp sorduk? Bir beklenti içine girmeden, sadece dünün hatırına. Sahi, dün “dostum” dediğimiz kaç insanla bu gün hala dostuz. Okul arkadaşlarımızdan kaç tanesi, okul bitene kadar zorunlu vakit geçirdiğimiz kişilerin ötesinde? Öğrenciyken o çok sevdiğimiz öğretmenlerden kaç tanesini merak ediyoruz? Neydi derdimiz not mu, yoksa sahip olduğu bilgilere ulaşmak mı? Bu yazıya en çok da benim dostlarım, akrabalarım kızacak belki de. Haklılar da. Ama hepimizde yok mu aynı bahane? İş güç, koşturmaca, zaman kalmıyor, vesaire… Sahi neydi vefa? Vefa, dünde kalanları bugün de hatırlamaktı. Vefa, arkanda bıraktıklarını önüne koymaktı. Vefa, yaşananların hatırına kırmamaktı, hatta kırılmamaktı. Vefa, dosttan gelen taşı gül saymaktı, aldırmamaktı. Anlayışla karşılamaktı. “Vardır bir derdi, üstüne gitmeyeyim” olgunluğunu taşımaktı. Vefa, fatiha okumaktı. Bu yüzden cenazeler, tek başına bir veda değil, bir vefa törenidir. Ancak onun kalabalığını bile hava durumu belirler, ne acı. Korkum şu ki bizlerin anlamakta geç kaldığı “vefa” kavramını yeni nesil hiç anlayamayacak. Hatta merak bile etmeyecek. Üstelik “vefa diye bir şey vardır gençler, bir gün siz de anlarsınız” diyen kişiler de kalmayacak. Ve bu dünya yaşanılası bir yer olmayacak. Yanılmayı o kadar çok isterim ki…

Orhan Doğangüneş ' e bu güzel yazısı için teşekkür ederiz....

Kendisine yorum yapmak isteyenler için facebook adresi :
Share:

0 yorum: