24 Şubat 2013 Pazar

İnsan Merak Ediyor İşte!

-Dini içerikli sözleri olan müziğe neden 'İlahi' deniliyor ? Gerçekten ilahi bir şey mi yazılanlar ?

-Peygamberimiz için kullanılan saygı ifadeleri neden başka insanlar için de kullanılıyor ? Misal; ''Hz.''

-İnsan bilmediğini öğrenmek için soru sormalı bunda yanlış olan ne olabilir ki sorularınıza bile: ''Aman günah!''diyebiliyor insanlar ?

-Neden Kur'anı mealinden okuyunca anla(ya)mayayım ,Allah ben anlamakta zorluk çekeyim diye mi göndermiş ayetleri ?

-Din yaşamın içerisinde bir köşeye çekilip araştırılarak ,yalnız kalın kitaplar okunarak öğrenilecek bir şey midir ? Yoksa yaşamın kendisi midir ?

-Peki kabul ediyorum bazıları için ben Müslümanlar arasında zayıf halkayım (!) sizin için zayıf halka olmamın nedeni : Peygamberimizin adından daha çok başka insanların(alim ulema hoca ya da şeyh) isimlerini anmadığım, Kur'an dururken başka kitapları kutsal kabul etmediğim için mi ?

-Evet Kur'anın emirlerine uymayan bir çok insan var (uyduğunu sanan ama samimi olmayan da) yine de böyle olması birilerinin insanları rahatlıkla Cehennemlik ilan etmesini doğru gösterir mi? Herkes üzerine düşeni yapar yapmaz ,karşılığını yine onu Yaratan karşısında görür,yanılıyor muyum ?

-Tebliğ demek insanları öteleyerek suçlayarak dini anlatmak mı demektir ? Gerçi bunun cevabını ben biliyorum ama yine de yapılanları gördükçe bu soruyu soruyorum işte...

-Bana faydalı olacağını düşündüğüm herkesi dinlemek her kitabı okumak neden yanlış olsun ? İnsan okuması gereken en önemli kitabı okuduktan sonra başka kitaplar ona ne kadar zarar verebilir ki ?

-Neden bazı insanlar kötü örnek verirken ''Aslında namaz kılıyorlar ama..''diye cümlelerine başlayıp sonrasından tüm Müslümanları zan altında bırakacak eleştirileri bu kadar çok seviyorlar ?

-Peki neden saygı  Müslümanlardan beklenirken dini konularda konuşulurken bazı insanlar(!) Müslümanlara karşı hiç saygılı davranmazlar ?

-Neden insanlar neden dini konularda bu kadar gamsız, dikkatsiz ve çoğu zaman da saygısız davranabiliyorlar ?

-Neden insanlar anlaşmak için değil de sürekli tartışmak için sebepler arıyor ve hatta üretiyorlar ?

Ben de soru bitmez....
Share:

6 yorum:

Elif Çetinkaya dedi ki...

Selamün Aleyküm ...Gerçekten çok ince noktalar bunlar adaşım.ama en güzeli dini ve Kuran-ı yaşayarak anlayarak öğrenmeli...Aslında din ve yaşam içiçedir doğru bu sadece uygulamak önemli...Sevgilerimle

Mehpare ÖĞÜT dedi ki...

Ben de bu soruları çok soruyorum kendi kendime.
Haliyle bazı insanlar dini tekeline aldıklarından sadece kendilerine gönderilmiş bir din olarak benimsediklerinden ve kendileri gibi düşünmeyenleri de günahkar ettiklerinden bizlere de böyle soruların içinde kaybolmak kalıyor.
Bence insan kendi bildiği doğrularda ilerlemeli. Başkasının ne dediği ile yaşarsak ve yaşamımızın içerisine de onların söylemlerini katarak yolumuzu çizersek kendi yolumuzdan ve doğru yoldan sapmış oluruz. Sonuç itibariyle bize yol gösterici olarak gönderilmiş bir kitap ve bir peygamberimiz var. Ve bunlar dışında üçüncülerin dördüncülerin söylemlerini dikkate almak yersizdir.

Profösör dedi ki...

Kur'an mealiyle İslam anlaşılmaz. İslam Ayetlerin geliş şeklinden, zamanına, mekanına ve yaşanılan oyaylara, işaret ettikleri alanrın bütününü kapsar. Kuran'dan bir ayet ve birolayı anlatan ayetlirin te fsirine baktığımızda, ne kadar ufki bir derinliğe sahip olduğumuzu farkederiz. Kura'anın meali kuran'ın anlatmak istediği bütünlüğü veremez. Hatta arapça bilsek de ayetlere mana versek, kesinlikle karşılığı değildir. Ayer arapça olarak bir mana vermiştir ama, bir ayetteki bir zamir bile, kur'anın bir başka suresindeki bir olaya işaret edebilir. Biz sadece kafamıza takılan sorları, o konuda yazılmış, çizilmiş eserleri okuyarak, ya da vaaz ve ders alarak kültür edinebiliriz.

Elbette din Allah tarafından insanların saadeti için gönderilmiş bir kitaptır. Dinin adı İslam'dır. Din yaşamın ta kendisi değildir. Din yaşanması gereken Kurallardır. Allah'ın emirleridir. Din İslam'dır. Dini yaşayanlar, kurallara uyanlara da Müslüman denir. Bu açıdan kavram kargaşalarını zihnimizden silmemiz gerekir.

İslam ruhbanlığı reddeder. Tebliğ, bizim Allah'ın emirlerini yerine getirmekle yaşadığımız hayatın içinde gizlidir zaten. Bizim itikadımız, ibadetimiz, , ahlakımızla tebliğ görevini zaten yapmış oluruz. Eğer inancımızı yaşıyoksak eğer şuur halindeyiz demektir. İnancımızı yaşamak namaz ve niyazdan ibaret değildir. Bizim duruşumuz, hayranlık uyandıracak derecede oylmalıdır. Postunda belirttiğin bütün sorların cevabı, bizim ilim irfan sahibi olup, başta cehaletle cihat etmektir. Zulüme başkaldırmaktır. Herbirimiz kendi alanında bilgili, birikimli, görgülü ve otorite olmasıdır.

Kalemzade Kamil dedi ki...

Sorduğunuz bütün sorular herkesin sorması gereken sorular bana göre. Esasen cevapları da basit. Basit ama bu cevapları verebilme cesareti ancak özgür düşünme becerisini gösterebilmekle mümkün. Zincirlerimizden kurtulmakla ve üzerimizdeki ağırlıkları atabilmekle mümkün. Keşke herkes sizin gibi sorgulayabilse!
Bu arada sevgili Profösör’ün yorumuna ister istemez gözüm takıldı. . Üç paragraflık yorumun birinci paragrafına hiç katılmadığımı, ikinci paragrafa kısmen katılmadığımı belirtirken özellikle son paragrafına ise imzamı attığımı söylemeliyim.
Elbette sadece meal değil. Tek bir meal hiç değil. Çünkü maalesef beşerin çirkin eli oralara kadar uzanmış durumda. Ama mealden Kuran’ın tamamı hakkında tatmin edici bir fikir sahibi olmak kesinlikle mümkündür. Neticede hadisler de Arapça metinlerden çevrilen mealler değiller mi? Üstelik doğrulukları bile tartışılır olmalarına rağmen Kuran ayetlerini doğru açıklıyor olmalarından ne derece emin olabiliriz? Bu demek değildir ki hadislerin tamamını reddedelim! Hadis ilmi dini bir ilim değil de müspet bir ilim olarak işleve dâhil edilirse ancak ondan beklenen faydayı vermeye başlayabilir. Hadis ilmi en kısa zamanda tarih, arkeoloji, felsefe ve sosyoloji gibi ilimlerle kaynaştırılarak sadece mezhepsel (ideolojik) olmaktan çıkartılmalıdır. Nasıl ki matematik, fizik, kimya, anatomi gibi bilim dalları dışarıda olmalarına rağmen dini metinlere destek ve anlam vermektedir hadis de tarih kategorisinde bir bilim haline getirilerek bu desteği dışarıdan verebilir. Ama bugün geldiği çizgide asla Kuran’ı açıklayan kaynaklar değillerdir, bilakis anlaşılmasının önüne set çekmektedirler.
Kuran ayetlerini özgür düşünceyle okumaya başlayınca, en azından başlangıcı Allah’ın kitabına verince ve onu dinin esas kaynağı olarak kabul edince insan zaten Kuran’dan edindiği temel görüşü diğer bilim dallarıyla destekleme ihtiyacı duyacak ve daha çok daha çok öğrenmek zorunda hissedecektir kendisini. Bunun yanında her türlü bilime vakıf bile olsak bu durum ayetlerin tamamını anlayabilmek için yine de yeterli değildir. Buna da katılıyorum. Çünkü hayat zaten en anlaşılmaz ayettir. Bunun anlamı da hayatın kendi sürecinde öğrenilmekte. Yani hayat da ayetleri açıklamakta ve ömrümüz bir okul misali bize ders vermekte. Ta ki ölüm yakalayana kadar okumaya ve öğrenmeye devam etmekteyiz. Din sadece sözleşme olmasa gerek. Çünkü sadece emirler ve yasaklara uyup uymamak söz konusu olsaydı şu ana kadar yaptıklarımızla ve yapmadıklarımızla hepimiz baştan ya da çoktan sınavı kaybetmiş ve helak olmuş olmalıydık. Bence hayatın tamamı bir öğrenim süreci; hatalarıyla sevaplarıyla. Emir ve yasaklar tek başına anlamlı olamaz diye düşünüyorum. Nedenleri öğrenmekteyiz.
Ve son olarak şunu da söyleyeyim ki ayetler sadece Kuran’da yazan ayetler ve hayat da değildir. Kâinat ve yeryüzü ayetlerle dolu ve ister istemez her insan bu ayetleri bilerek ya da bilmeyerek okumakta. Eğer özgür düşünebilirse bunlara anlam vermek de en idraksizimizin bile harcıdır. Bir başka insana sen anlamazsın demek ben anlamadığım için sen anlamazsın demektir. Eğer ben anlamışsam o halde başkası da anlayabilir. Yani çelişkili; paradoks oluşturan bir sözdür başkasına Kuran’dan anlayamazsın diye söylemek. Oysa anlarsın demenin kanıtı vardır. O da sen anlarsın diyenin anlamış olduğudur.
Bu mantıki çözümleme bile herkesin her ayeti anlayabileceğine bilimsel bir kanıttır.  Akıl yetmez demek de aynı paradoksa sahiptir. Allah’ın adaleti varsa zaten herkes kendi aklı seviyesinde tartılacaktır. Ama aklının önüne engel koymak iradeye bağlıdır. O engellerden biri de “ben anlayamam, aklım yetmez” engelidir. Oysa anahtarı çevirmezsen araba çalışmaz. Sen anahtarı çeviremezsin diyene kanarsak arabamızı asla kullanamayız, hep toplu taşım vasıtalarının güzergâhında dolaşır ya da bizi başkaları nereye götürürse oraya gideriz.
Pabuç çok uzattım.  Kusura bakma. Profösör siz de aman başkaları gibi gönül koymayın. Yoksa hiç konuşamıyoruz bu konuları. Faydası olacağını düşünerek size de cevap vermiş oldum. Hatamız olduysa affola.
Her ikinize de saygılarımla…

Pabuc dedi ki...

Not Bırakıp Gideceğim:

Yorumların yazıdan kat ve kat güzel olduğu postlardan biri oldu..Allah sizden/sizlerden razı olsun...

Blog sahibesi sizlerin varlığı için şükrediyor..

Erkan Şen dedi ki...

Eğer okumadıysan okumanı tavsiye ederim Tarık Tufan'ın Bir Adam Girdi Şehre Koşarak adlı eserini.

Oradan alıntılayayım:

"Uzunca bir zaman, karşılaştığım ve karşılaşabileceğim her soru için bir cevabım olmasını önemsedim.

Şimdi kendime ait soruların varlığıyla yetinmeyi öğreniyorum. Anlıyorum ki bu dünya, cevap verebileceğim türde açık ve anlaşılır sorular barındırmıyor.

Vazgeçtim cevaplardan.

Ellerimi cebime koyup, yerdeki çizgilere basmamaya gayret ederek yürüyorum.

Cevaplar için sürekli başkalarının yardımına ihtiyaç duyuyordum, oysa kafamda o kadar çok soru var ki artık etrafımda kimsecikler olmasa da olur.

Kutsal bir yalnızlığa yürüyorum şimdi."